13 Ekim 2014 Pazartesi

Sınırları Zorlamak (Pushing The Limits #1) - Tanıtım & İnceleme


Birbirleri için çok yanlış ve bir o kadar da doğrular.

Echo Emerson'ın, sporcu sevgilisi olan popüler bir kızdan, hakkında dedikodular dönen, kollarında 'tuhaf' yaralar olan dışlanmış bir kıza dönüştüğü akşam neler olduğuna dair kimsenin bir fikri yoktur. Echo bile o korkunç akşama dair tüm olanları hatırlayamıyordur. Tek bildiği, her şeyin tekrardan normale dönmesini istediği.

Oldukça yakışıklı ve siyah deri ceketli çapkın ama yalnız Noah Hutchins, şaşırtıcı anlayışıyla hayatına girdiğinde Echo'nun dünyası asla hayal edemeyeceği bir biçimde değişir. Oysa ortak hiçbir noktaları olmaması gerekirdi. İkisinin de tuttuğu sırları düşünürsek, beraber olmaları oldukça imkânsızdı.

Fakat aralarındaki çekim bir türlü geçmek bilmez. Echo, sınırları daha ne kadar zorlayabileceklerini ve ona sevmeyi yeniden öğretebilecek tek bir adam için neleri göze alabileceğini kendisine sormak durumunda kalır.

`*•♥•¯`♥´¯•♥•*´
Spoiler içermez.

Bu kitap... Ah, cidden, bu kitap beklentilerimin çook çok üstündeydi. Şu yayınevinin tasarladığı berbat ötesi kapağa bakınca, basit bir new adult beklemiştim (her ne kadar tanıtımda liseli yazsa da kapaktaki 30 yaşında gösteren insanları liseli olarak düşünemiyorum.) ama gerçekten, bu kadar kalbime dokunacak bir kitap beklemiyordum.

Bilemiyorum.. Belki de beklentilerimi çok düşük tuttuğum için bu kadar beğenmişimdir, eğer öyleyse çok üzülürüm çünkü çevremdeki herkesin beklentilerini yükselttim ve yine eğer öyleyse beklentisi yüksek olanlar fazla beğenmez. Kafam çok karışık, ne yapsam, size kitabı kötüleyip sonra okumanız için zorlasam mı :D

Bu yorumum temel olarak 3 bölüme ayrılacak. Giriş, gelişme, sonuç... Değil tabii ki :D En iyisi başlık olarak atayım. İlk başlıklar ilginizi çekmiyorsa diğer en sondaki asıl yorumuma geçebilirsiniz.

1. Kapaktan yakınma ve yayınevine yakarış

İlk olarak eleştirimi yapıp kurtulmak istiyorum. Hayır, kitap hakkında değil. Evet, kapak hakkında. Kitaba başlarken zaten kapak yüzünden inanılmaz tereddütteydim ve yayınevinin neden orjinal kapağı böyle saçma bir kapakla değiştirdiğini merak ettim. Kitabın başlarında karakterlere aşina olmaya başlayınca ve kapaktakilerle uzaktan yakından alakası olmadığını anlayınca sinir olmaya başladım. -Bu arada "sinir olmak" kalıbını hiç sevmem ama bu durum için daha uygun bir kelime bulamadım-

Sonra baktım kitap bitmiş, bu arada kitabın son 100-150 sayfası gerçek anlamda beni içine çekti ve kitabın en duygulu, en güzel kısmıydı. Bu konuya az sonra değineceğim. Kitap bitince gerçek anlamda nefret ettim kapaktan. İğrendim yani. Böyle bir kitaba, bu kadar içi boş, anlamsız ve berbat ötesi bir kapak. Gerçekten kitabın bütün değerini yerle bir ediyor. Yayınevi umarım okurların sesini duyar ve kapağı değiştirir. Çünkü birilerine bu kitabı gösterip "Bayıldım bu kitaba, o kadar güzeldi ki.." dediğimde aldığım bakışın nedenini anlıyorum. "Yani.. gerçekten çok beğendiysen okurum ama o kadar güzel bir kitap gibi değil sanki..." diyor çoğu kişi. Çünkü herkes kapakların kitabı yansıttığını bilir. 

Kapak yüzünden birçok kişi kitabı kitapçılarda gördüğünde eline bile almadan geçiyor. (Çünkü kapak çok çirkin!) Yayınevi için de okur için de zarar yani. Orjinal kapak da muhteşem, olağanüstü falan değil ama en azından güzel ve en önemlisi kitapla alakalı. Bu kapak, vampir kitabına melek resmi koymak gibi bir şey benim için. Tamam, belki biraz abartı oldu.

(Aşağıdaki resim, mesela, kitabın orjinal kapaklarından biri)



2. Kitabı okurken aklıma gelen kitap (Muhteşem cümle kurma yeteneğim..)

Colleen Hoover'dan "Umutsuz" oluyor kendisi. Nedense okurken sürekli bu iki kitabı karşılaştırdım, özellikle bir yerden sonra. İkisinde de okurken aynı duygulara kapılmıştım. Karşılaştırma diyorum ama kiabı bitirdikten sonra bile "bu daha güzel veya diğeri daha iyiydi" gibi yorumlar yapamıyorum. Sınırları Zorlamak da Umutsuz seviyesinde bir kitap oldu benim için. İkisi de aynı kefede yani şu an.

3. Bunu unuttum. Sanırım kitabı övmek ile ilgili bir şeylerdi. 
Neyse, en iyisi asıl yorumum olsun bu.

Evet iki dakika önce "3 şey" diye düşünürken sanırım diğer ikisine kendimi kaptırıp üçüncüyü unuttum. Her neyse çok önemli değil çünkü önemli olsaydı unutmazdım. Sanırım. Yani.. Umarım.

Kitaplığımda hangi kitaba başlasam diye düşünürken sonunda elime gelen kitap nasıl bu oldu bilemiyorum. Kış Güneşi ve bu arasında kalmıştım ve kuzenimle ortak kararımız olarak bunu seçtik. (O da Duygu'ya başladı heheh :D) Kapağının berbatlığı yüzünden çok ikilemde kaldım ama kitaba başlarken sanki kapağı orjinal kapağıymış gibi onu aklıma getirerek okudum ve.. daha ilk sayfasından beni sardı. 

Kesinlikle beklediğim şey sorunları -gerçek sorunları- olan iki kişinin duygular, seçimler, ihanetler ve hatıralarla dolu karmaşık aşk hikayesi değildi. Sonunun mutlu biteceğini bildiğim tekdüze, hafif 18+, basit bir kitap bekliyordum. Eğer siz de kitabın böyle olacağını bekliyorsanız, emin olun değil. 

Kitabın başlarında (Umutsuz'da olduğu gibi) klasik bir lise aşkı, aşk üçgeni, popüler olma çabaları, arkadaşların ihanetleri gibi şeyler içereceğini düşünmüştüm. Göz ardı edilecek bir kısımda içerdi de.

Ama sonra.. Ah, bir yerden sonra kendimi öyle kaptırdım ki okuduğum (doğru kalıp: yalayıp yuttuğum) yüzlerce sayfa sanki birkaç sayfaymış gibi geliyor aklıma şimdi. Ayrıntılar beynimde dönüyor ve neresi hangi kısımdaydı tam olarak ayırt edemiyorum. 

Yani diyeceğim o ki, uzun aralar vermeden okuyorsanız bir yerden sonra cidden kaptırıyorsunuz ve dış dünyada ne oldu ne bitti unutuyorsunuz veya umrunuzda olmuyor. Hayatınızın odak noktası: Noah, Echo ve hayatlarındaki sorunlar. 

Bu kitap ile birlikte uzun zamandır (Tamam, belki çok uzun zaman değil ama benim için uzun. Sayılır.) yapmadığım bir şeyi yaptım ve gözyaşı döktüm. Birkaç damla belki ama gerçekten bir an için karakterlerin sorunları benim sorunum oldu, duyguları benim duygularım ve yaptıkları fedakarlıklar, karşılaştıkları hayal kırıklıkları için birkaç damla gözyaşı döktüm, evet.

Ah, bu arada "Birtanecik Badboy'larım" grubuma (harem gibi oldu biraz ama..) yeni katılmış olan Noah Hutchins'i de alkışlayalım. Gruptaki ilk keş badboy olarak Nora'nın Kitaplığı tarihine kazındı. 

`*•♥•¯`♥´¯•♥•*´

Vuuhuu, yaptığım en uzun yorumlardan bir tanesine daha merhaba deyiin! Gerçi bana tüm yorumlarım uzun geliyor ama.. Artık ortasından, kıyısından, köşesinden göz gezdirin siz :D Şu an içimi dökünce ne kadar rahatladığımı anlatamam, sanki üzerimden bir yük kalktı. Sıkılıp usanmadan okuyan herkese teşekkürler (sıkılıp usanarak okuyanlara da teşekkürler sonuçta okudunuz :D) ve hoşçakalıın! ^,^

Puanım: 5  -> Beklediğimden çok, çok daha muhteşemdi.
Sayfa Sayısı: 416     Yazar: Katie McGarry    Yayınevi: Aspendos


8 Ekim 2014 Çarşamba

Zehir Yiyenler ve Diğer Hikayeler || Tanıtım & İnceleme


Öpücükleri Ölümcül, Zehirli Kızlar... 
Şeytanla Girişilen Bir Yemek Yeme Yarışı... 
Aşk Arayışıyla Demirülke'ye Geri Dönen Periler... 
Manyakça Bir Baküs Ayinine Dönüşen Bir Mezuniyet Balosu... 
Karanlık Fantastiğin Usta Kalemi Holly Black, 
Tüyleri Diken Diken Eden Tuha Ikta, Gerilim Dozu Hiç Düşmeyen, Beklenmedik Bir Mizaha Sahip On İki Öyküyle İyi Tanıdığınızı Sandığınız Fantastik Yaratıkları Bambaşka Bir Kılığa Büründürüyor.
 New York Times Çoksatanlar Listesi Yazarlarından Holly Black, Her Zamanki Kara Üslubuyla Okurlara On İki Ayrı Öykü Sunuyor. 
Blackin Hayranları, Onun Kaleminde Alışkın Oldukları, Sınırları Zorlayan, Hiç De Sevimli Olmayan Bir Fantastik Dünyaya Zehir Yiyenlerde Yeniden Kavuşacaklar.


Sadece.. Vay canına! Bu kitabı tek kelimeyle tanımlayacak olsam bu sanırım "Karanlık" olurdu. Soğuk ve karanlık. Soğuk, duygusuz ve karanlık. Soğuk, duygusuz, tüyler ürpertici ve karanlık. Bu böyle sürüp gider.

Kitap bildiğiniz gibi birçok hikayeden oluşuyordu. Holly Black, resmen harikalar yaratmış. Kitaptaki her hikayeyi beğenmedim, hatta bazıları bitince dudak büzüp göz devirdim. Ama istisnasız her hikayenin dili muhteşemdi. Olay örgüsü ilginizi çekmese bile dili yüzünden kendinizi öyle bir kaptırıyorsunuz ki hikaye bitince beğenip beğenmediğinize karar veremiyorsunuz.

Tabi birkaç hikaye ise bana gerçekten kitabı kapattırıp üzerinde yarım saat düşündürttü. Ve sonunda söylediğim tek şey "Vay be!" oldu. Puanlamayı hikaye hikaye yapmaya karar verdim. Hikayelerin başında yazan sayılar ise kitaptaki sıra numaraları.




İşte 5 puan verdiklerim:

1. Soğuk Kasabadaki En Soğuk Kız
9. Kağıt Makası Keser

Vee 4 puan verdiklerim:

4. Gece Pazarı
6. Bakir
11. İçten Arzular Ülkesi

Bunlar da 3 mü 4 mü karar veremeyip 3,5 puan verdiklerim:

10. Demirülke'ye Gidiş
12. ZehirYiyenler 

Geriye kalan 5 hikayeye ise sırf Holly'nin dili için okunur diyorum. Bu kitabı iyi ki okumuşum diyerek yoruma noktayı koyuyorum. Bu kısa ve öz hikayeler için kısa ve umarım öz bir yorum olmuştur. Hoşçakalııın! ^,^




Sayfa Sayısı: 208     Yazar: Holly Black    Yayınevi: Dex

Not: Puanlamaları hikayelere göre yaptığım için genel bir puan vermiyorum. Sevgiler :*

5 Ekim 2014 Pazar

Winter's Passage (The Iron Fey #1,5) - Kitap Yorumu & Özet


Merhaba arkadaşlar! Dün Goodreads'te gezerken bu seriyi ne kadar özlediğimi farkettim. Ayrıca Pegasus'un genel olarak novellaları çıkarmadığı da aklıma gelince dedim ki ikinci kitabı almadan önce bu kitabı kesinlikle okumalıyım. İyi ki de demişim, seriye olan özlemim biraz olsun yatıştı en azından.

Hatırlarsanız serinin ilk kitabı Meghan'ın kardeşini eve bırakması ve Ash ile yaptığı sözleşme icabında (Ash'in kardeşini kurtarma karşılığında Kış Sarayı'na Kraliçe Mab'e tutsak olarak gitmeyi kabul etmesi) Ash ile Kış Sarayı'na yolculuğa çıkmalarıyla bitiyordu. İşte bu kitapta da o yolculuktan ve başlarına gelen şeylerden bahsediliyor.

Özet
Kitabı okumak istemeyenler için uzuunca (Gözünüz korkmasın 60 küsür sayfayı 1 sayfaya sığdırmaya çalışacağım :D) özetlemek istiyorum. Okumayı düşünenler ise bu kısmı atlayabilir, çünkü bol miktarda spoiler içerecek.

Ethan'ı eve bırakıp yolculuğa başladıklarında herkesin aklı çok karışık. Meghan, Kış Sarayı'nda başına gelebilecek tehliklerden (Sonuçta Mab, babasının en eski düşmanı. Onu tutsak olarak bir odada mı tutar, timsahlara yem mi eder, belli olmaz.); Ash ise Meghan'ı sürüklediği yerde, onu tehlikelerden nasıl koruyabileceği, hatta koruyup koruyamayacağı konusunda endişeli. Eh durum böyle olunca kitap boyunca birçok Meghan-Ash duygusal sahneleri görüyoruz tabii.

Meghan Periler Diyarı'na geçmeden önce Puck'ın durumunu kontrol etmek istiyor, Ash de bu öneriyi kabul edince Puck'ı bıraktıkları ağaca gidiyorlar. Bu arada yolculuğun başından beri kendilerini takip eden gözleri sırtlarında hissettikleri için diken üstündeler. Puck'ın yanına gittiklerinde durumunda bir değişme olmadığını öğreniyorlar. Tekrar yolculuğa çıkmadan önce ölmekte olan yaşlı ağaç onları peşlerinde olan şey hakkında uyarıyor ve kaçmalarını istiyor. Ah, bir de ortaya Grimalkin çıkmazsa olmaz tabii ki. Kış Sarayı'nda birini aradığını söyleyerek bu da takılıyor peşlerine ve kaçış başlıyor. 

Bir şekilde kısa süreliğine peşlerindeki yaratıktan kurtulmayı başarıyorlar ve buldukları bir geçit ile Unseelie topraklarına gidiyorlar. Yani Ash'in topraklarına. Tabii ki soğuk Yaz Sarayı Prensesi Meghan'ın dayanamayacağı boyutlarda. Birkaç düşüş-kalkış yaşadıktan sonra ormanda yaşayan bir kadının evine sığınıyorlar. Sabah kalktıklarında ise peşlerindeki yaratığın ulumasını tekrar duyuyorlar. Ash yaratığın nasıl bu kadar hızlı olabildiğine şaşırırken Grimalkin bu yaratığın Ash'ten, hatta Mab'den bile daha yaşlı olan kurt formundaki "Avcı" olduğundan bahsediyor.

Kısa bir kaçış sonrası Avcı bunları buluyor ve Ash ile Kurt arasındaki dövüş başlıyor, tam yaratığın öldüğünü sanarken yaratık tekrar peşlerinden geliyor ve Ash'i pençeleri arasına alıyor. Ne yapacağını bilemeyen Meghan da yaratığa saldırmaya çalıştığında Kurt şaşkın gözlerle dönüp Meghan'a sadece onu kurtarmaya çalıştığını, onu Kral Oberon'un kızını tutsak tutan kişiyi öldürmek ve Meghan'ı sağ salim yanına getirmek için gönderdiğini söylüyor. Duydukları karşısında şaşkına dönen Meghan aslında tutsak olmadığını, Ash ile bir "sözleşme" yaptığı için kendi iradesiyle burada bulunduğundan bahsediyor. Periler Diyarı'nda sözleşmeler kutsal sayıldığı için Avcı bunu anlayışla karşılıyor ve o zaman işlerin değişeceğini söyleyerek kendi yoluna gidiyor.

Bu dertten de kurtulan ikili (Üçlü mü demeliyim? Grimalkin genelde tehlike kokusu alınca tüyüyor da..) yollarına devam ediyorlar. Ash sürekli Meghan'a soğuk davranmaya çabalıyor, Meghan ise her seferinde bu soğuk duvarları kırmayı bir şekilde başarıyor. Fakat Kış Sarayı'ndan askerler onları karşılamaya geldiğinde ve Tir Na Nog (Kış Sarayı)'na geçtiklerinde ise durum değişiyor. Artık hava daha soğuk, Ash daha soğuk.. Ve Meghan'ın aklında yeni soru işaretleri belirmeye başlıyor: "Acaba her şey beni saraya getirmek için yapılmış bir rol müydü?" Bunu hemen aklından siliyor fakat izleri uzunca bir süre onu takip edecek gibi.

Kitabın son cümleleri ise Mab'den geliyor: 
"Meghan Chase, Kış Sarayı'na hoşgeldin. Kendini evinde hisset. Korkarım burada uzun, çok uzun bir süre kalacaksın."

Özet Sonu

Kitap yorumuma gelecek olursak, seriden beklediğim gibi, çok eğlenceli, dolu dolu bir novella olmuş. Aksiyonu olsun duygular olsun üst seviyede tutulmuş. Kısa hikayelerde genelde insanlar sıkılır ama ben her dakikasında zevk alarak okudum. Meghan ve Ash'in geleceği konusunda endişeliyim. Puck için endişeli değilim, ama ölmesin :D Kısacası, keşke Pegasus novellaları da yayınlasaydı. Seriyi seven herkesin (Aslında Team Ash olan herkesin) bu kitabı zevk alarak okuyacağını tahmin ediyorum. Umarım kitabı özetleyeyim derken saçma cümleler kullanmamışımdır. Hoşçakalın ve iyi bayramlaar! ^^

Puanım: 4,5 -> Bir harikaydı!

Sayfa Sayısı: 60   Yazar: Julie Kagawa   Format: E-Book


KCBT 15. Blog Tur || Kaplan Laneti (The Tiger Saga #1) - Kitap Yorumu


Ölmek üzereydim. 
Biliyordum. 
En azından artık acımıyordu. 
Sadece, onu sevdiğimi söylemek istiyordum.
Ama sonra birden karanlık beni ele geçirdi..

๑۩۩.. ..۩۩๑

Tanıtımı ilk okuduğumda böyle kitabın tamamı aşkı konu alan, lanetmiş maceraymış vs. geri planda kalmış olan bir kitap bekliyordum. Ama kitabı okudukça bunun tam aksinin ortaya çıktığını söyleyebilirim.

Ve yine kitaba başlarken bu derece beğeneceğimi düşünmemiştim. Hani tamam fantastik, büyü, lanet iyi hoş dedim ama benim gibi hiç alakası olmayan bir insana Hindistan'ı bile merak ettirecek bir kitap da beklemiyordum. Çok sevgili Becca'cığımın yorumuna güvenmeliymişim anlaşılan :D

Kitaptaki tüm hint karakterleri sevebilip de başroldeki kıza uyuz olmam ayrı bir merak konusu. Zaten yazar da bir tutukluk yaşamış bu kızın gözünden yazarken. Allahım nasıl saçma sapan düşünceleri var bu kızın ya! Bana zorla ikinci kitap nerede diye çığlık attıracak yani.

๑۩۩.. ..۩۩๑

Yazarın tutukluğu demişken bana kalırsa başrol çok keskin ruh hali değiştiriyordu. ||Bu yazının devamı spoiler içerir.|| Mesela kız Ren'in insan olduğunu ilk öğrendiğinde birkaç dakika şaşırdı, sonra çok normalmiş, dünyada böyle şeyler arada görülürmüş gibi devam etti. Kızım gece bir yat, tavana bakıp düşün, lanetler, şekil değiştirenler, bilmem neler gerçek! Okurken kendi kendime "Durumun garipliğinin farkında olan tek kişi ben miyim?" diye sorduğum oldu birkaç kez. Bir an korkudan titrerken diğer an espri yapıp gülmesi, hiçbir olayın etkisinde uzun süre kalmaması.. Kızın bu hallerine birkaç tane daha örnek verebilirim ama konu uzadı sanki, kapatalım :D

Kitabın başlarında ne olacağını tahmin etmeye falan çalıştım, merak ettim falan ama hiçbiri tutmadı. Yazarı bu konuda alkışlamak gerekir ama bunun dışında tekdüzeydi sanki biraz. Asıl kısım kesinlikle maceranın başladığı yerdi. Ha-ri-kay-dı! Gerçekten sanki karakterin yerinde ben varmış gibi ürperdim, korktum, sevindim... Kishkinda yolculuğunda ise en sevdiğim kısım şu ceset-hayalet-ruh arası ne olduğunu unuttuğum şeyleri geçtikleri kısımdı. Yazarın o kısıma daha fazla ayrıntı vermesini isterdim. Gerçekten çok hoşuma gitti çünkü. (Psikopatlığım tuttu yine -.-)

๑۩۩.. ..۩۩๑

Kitabı bayıla bayıla okusam da sonunda cinnet geçirmeme ramak kalmıştı. Kızım sen ne inatçı ne saçma düşünce yapılı ne özgüvensiz bir insansın ya! Beni inanılmaz çileden çıkartmayı başardı. Neymiş, terk edilmek istemiyomuş, yok bilmem ne. Bencil yaratık! Azıcık bizi de düşün değil mi?! Tam her şey günlük güneşlikken hevesimi kursağımda bırakmayı başardın, çok sağol.
Spoiler Sonu

Zaten ikinci kitabı istiyordum fakat şimdi bir de beklerken stres olacağım. Acaba ne oldu, ne olacak derken yolda yürürken bir ağaca çarpmazsam iyi. Ah Kelsey ah.. Ne yapsam seni bilmiyorum.

Bakıyorum da yine uzattıkça uzatmışım. Kısaca bu kitap beklentilerimin üstünde çıktı. Çok sevdim. İkincisini istiyorum. Lütfeenn, bir an önce!! Bu gereksiz uzun yorumumu okuyan herkese teşekkürler, umarım yararlı olabilmişimdir. Hoşçakalııınn!! =)

Puanım: -> Bayıldım!

Sayfa Sayısı: 440   Yazar: Colleen Houck   Yayınevi: Artemis



Artemis Yayınları'na katkılarından dolayı teşekkürler..

4 Ekim 2014 Cumartesi

Book Challenge Tag || Etkinlik


Merhaba arkadaşlar! Yeni bir kitap etkinliğiyle karşınızdayım. Bu etkinliğe beni davet eden Kristal Kitap'a çok teşekkür ediyorum :) Bu etkinlikte kitaplarla ilgili 6 soruya cevap vereceğim. Ama bu kadar etkinlikten sonra farklı sorulara aynı cevabı vermekten bıktım. O yüzden bu etkinlikte Fısıltı serisini hiçbir cevaba yazmayacağım. Siz zaten favori serim, kitap kapağım, karakterlerim vs.. olduğunu biliyorsunuz bu kitabın. (Bilmiyorsanız da şimdi öğrenmiş oldunuz :D)
O zaman hadi başlayalımm! ^^

1) İlk Hayranlığım: Mo'nun Gizemi - Gülten Dayıoğlu


Bu seriye sanırım 6. sınıfta falan başlamıştım ve beni çok etkilemişti. Eh, zamanında böyle yabancı fantastik macera kitaplarından haberimiz yoktu tabii. Aslında daha geçmişe, ilkokul hayatıma dönüp baktığımda, Karıncalar Savaşı, Yankılı Kayalar, Bir Küçük Osmancık Vardı gibi beni etkileyen çocuk kitapları olmuştur ama o zamanları hatırlamam pek mümkün değil çünkü kendimi bildim bileli okuyorum..

2) Favori Serim: The Iron Fey - Julie Kagawa


Aslında çooook fazla favori serim var ama farklılık olsun diye son zamanlarda bayıldığım bu seriyi seçmek istedim. Aslında daha serinin bir buçuk kitabını okudum o yüzden sayılmayabilir belki ama benim seriye aşkım tüm kitaplara yeter :D

3) Favori Kitabım: Meleğin Düşüşü 


Nereden çıktı bilmiyorum ama son zamanlarda okuduklarımdan seçeyim diye düşündüm ve Meleğin Düşüşü de kesinlikle bu pozisyonu hak eden bir kitap bence.

4) Favori Erkek Karakterim: Travis Maddox


Sanırım Travis'i niye sevdiğimi açıklamama gerek yok. Bu arada, okumayanlar veya bilmeyenler için; Travis Maddox, Jamie McGuire'ın Tatlı Bela adlı kitabındaki başrolü kapan vazgeçilmez badboy'umuz ;)

5) Favori Bayan Karakterim: Alexandria Andros


Alex, beni kesinlikle en çok güçlü karakteriyle kendine bağladı. Sorunlarla başa çıkma şekli, ne istediğini bilen tavırları, cesareti, istediği şey uğruna harcadığı çaba vs.. Favori bayan karakterlerim çok uzun bir liste değil fakat Alex kesinlikle bu listenin başlarında olmayı hak ediyor.
(Söylememe gere var mı bilmiyorum, karakter resimleri temsilî, öylesine koydum yani :))

6) Favori Okuma Saatim: Gece ^^


Aslında öyle favori okuma saatim diye bir şey yok. Şükürler olsun ki günde 24 saat kitap okuyabilme potansiyeline sahibim. Ama olacaksa gece olsun =)

Eh, geldik şimdi blog mimlemeye. Bu etkinlikte tamı tamına "20" tane blog etiketlemem gerekiyormuş. O yüzden hepsini kontrol edebileceğimi sanmıyorum. Yapanlar illaki çıkar sanırım :)

Mavi Kalem
Kalbi Kitapla Atan Çocuk
İkinci Harfi "İ"
Kitap Sara'yı
Büyülü Ayraç
Bidolukitap
Okumak İçin Doğdum
Bir Fanboy'un Günlüğü
Saklama Kabı
The Reading Lady
Orta Boy Popcorn
Kitap Aşığı
Kitap Sayfaları
Yorumbaz
Kitap Hayvanının Günlüğü
Agnes Wood
Vampirella'nın Güncesi
Obur Kitaplık
Geveze Kitap Kurdu
Renkli Kitap

İyi eğlenceleer! ^,^

3 Ekim 2014 Cuma

KCBT 15. Blog Tur || Kaplan Laneti - Yurt Dışı Kapakları


Yıllar gibi gelen bir aradan sonra yine sahnelerdeyim. Ne kadar sürer onu hiç bilemiyorum tabii :D Malum dersler, taşınma, internetin olmaması gibi sorunlarla karşılaşınca bloga giremedim bir türlüsü. En önemlisi internetsizlik tabii ki, yoksa blogu bu kadar süre istesem de boşlamam :(

Eh, gelgelelim bugünkü tur postumuza. Yorumunu çok yakında paylaşacağım Kaplan Laneti kitabının yurt dışı edisyonlarını sizlere sunacağım bugün. En baştaki resim bildiğiniz üzere Türkiye'deki kapağı. Bana kalırsa aynı zamanda en güzeli ^,^

İşte diğer kapaklar;


๑۩۞۩๑


๑۩۞۩๑


๑۩۞۩๑


๑۩۞۩๑

Bugünlük de bu kadar. Kısa bir postla tekrar merhaba demiş olduk. Yorumlarınıza da internet yoksunluğumdan dolayı cevap veremiyorum ne zamandır :( Ama uygun koşullar oluşur oluşmaz cevap vereceğim. Hoşçakalııın! =)



Katkılarından dolayı Artemis Yayınları'na teşekkürler..
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...