31 Ocak 2015 Cumartesi

Buz Öpücük (Vampir Akademisi #2) - Tanıtım & İnceleme


Tanıtım Spoiler İçerir

Aşk ve kıskançlık zorunlu bir kış tatilinde çarpışırsa, eğlence kana bulanabilir! 

Rose, Dimitri'yi seviyor. Dimitri de belki Tasha'yı seviyor. 
Ve Mason da Rose ile birlikte olmak için canını vermeye hazır. 

St. Vladimir'de kış tatili geldi ama Rose tatil havasına bir türlü giremiyor. Muazzam bir Strigoi saldırısı okulu yüksek alarm durumuna geçirdi ve Akademi artık Gardiyanlar'la dolu. 
Ki aralarında Rose'un çetin ceviz annesi Janine Hathaway de mevcut. 

Ayrıca annesiyle teke tek dövüş yetmezmiş gibi, Rose'un yakışıklı eğitmeni Dimitri'nin de başkasında gözü var. Arkadaşı Mason ise Rose'a feci tutulmuş vaziyette ve Rose da erkek arkadaşı Christian'la bol bol yiyişen Lissa'nın beynine hapsolup duruyor! 

Strigoiler yaklaşıyor, Akademi hiçbir riski göze almıyor. Bu sene, St. Vladimir'in yıllık kayak tatilli mecburi.

Ancak göz kamaştırıcı kış manzarası ve şık Idaho tatilköyü yalnızca bir güven ilüzyonu. Üç arkadaş ölümcül Strigoilere karşı bir harekette bulunup kaçınca Rose, onları kurtarmak için Christian ile güçlerini birleştiriyor. 
Ancak kahramanlığın da bir bedeli var elbet... 

Çok fena, çok.

Spoiler sonu


Bu nasıl bir tanıtım anlayamadım ben. Kitabın özetini yazsaymışsınız bari. Nitekim öyle de olmuş. Bir sonunu yazmamışlar. İyi ki kitabı okumadan önce tanıtımını okumamışım, nefret ederim kitabın içeriğindeki olayları önceden öğrenmekten.

Neyse geçelim bu ıvır zıvırları, kitapla ilgili konuşacak çok meselem var. Aslında hepsini unuttum ama yavaş yavaş geleceğini ümit ediyorum. İlk olarak karakterler ile giriş yapacağım. Kitabın filmini izledikten sonra okurken hep o -berbat ötesi- filmdeki karakterler geldi aklıma. Karakterler berbat ötesi değil ama film öyle yani. Yine de Dimitri'yi sevmedim filmde. Rose ise bana kalırsa cuk oturmuştu. Lissa... Hayal ettiğim gibi değildi ama Christian'ın tipi hoşuma gitmişti. Gerisini hatırlamıyorum.

Rose'un karakterini seviyorum. Tabii ki o da ruhsal olarak çoğu kız karakter gibi kırılgan ama bunu dışa yansıtmamakta gayet başarılı. En azından şu son olaylara kadar. Bu karanlık meselesi gerçekten merak uyandırıcı. Bakalım ne çıkacak altından. Lissa ise... Ben Lissa'ya ne kadar uğraşsam da ısınamadım. Her daim Rose'un arkasına saklanan küçük kedi yavrusu gibi geliyor bana. Yani kendisini sevmiyor da değilim. Kararsızım, sanırım bu mesele diğer kitapları okuyunca karara bağlanacak.


Mason.. İlk kitapta kendisi hakkında ne hissettiğimi hatırlamıyorum. Ama film sağolsun kendisini hiç de yakışıklı gibi haya edemedim bu kitapta. Ama karakteri gerçekten insanı kendisine bağlıyor. Çok sempatik ve her daim neşeli, espri anlayışı en üst düzeyde.. Rose'u deliler gibi sevmesi üzücü. Asıl üzücü kısım ise spoiler içeren bölümde gelecek. O kısmı okuyorsanız neden bahsedeceğimi az çok tahmin edebilmişsiniz demektir zaten.

Bu arada Christian'dan bahsetmedim. Çünkü bahsedilecek bir şey bulamıyorum. Kendisi kitaptaki favori erkeğim zaten. Her hareketi, konuşması, davranışı hoşuma gidiyor. Ama Lissa'yla yaşadıkları vıcık vıcık aşk midemi bulandırmıyor değil. Aşk böceklerine hayır!

Ve Dimitri.. Erteliyorum ama yine dönüp dolaşıp geliyoruz. Filmde sizce de yaşı abartılmamış mı? Demek istediğim neredeyse babam yaşında duruyordu! Hayalimdeki kesinlikle öyle değildi, -ve şişman değildi.- -tamam filmde de şişman değildi ama- -öyle gibiydi işte bilmiyorum- ama şu an hayalimde nasıl olduğunu da unuttum. Lanet olası filmler! Her neyse, yaşı yüzünden ben de Dimitri'ye biraz mesafeliyim. Ayrıca tüm kitapta Rose'a o hareketin çocukça bu hareketin çocukça deyip durdu, sanki babası konuşuyor sandım. Tamam deneyimli dedik de, biraz da kuralları takmayan biri olsaydı.


Spoiler
Aslında özünde kurallara bağlı kalmakta ne kadar zorlandığını da görmüş olduk. Bence bu zayıflığın üzerine gitmeli Rose, ben bu aşırı kontrollülük olayından sıkıldım (Şeytani gülüş)

Ve sırada sevgili yeni tanıştığımız karakter Adrian Ivashkov var. Selam yakışıklı! Öyle ama.. nedense ben bu adamı da yaşlı hayal ettim kitabı okurken. Nefret ediyorum böyle olmasından ama bir nedenle kafama kalıp gibi oturdu. Belki de Rose'un adama sürekli büyük erkeklerle takılmıyorum falan demesindendir ama.. bilemedim. Belki de cümlelerindendir. Konuşması bir garip geliyor. Anlıyorum ki asıl sorun Adrian'da değil bende. Bu soruna bir çözüm bulmak lazım ve bunun tek çözümü sanırım bir fotoğraf görüp onu kafama Adrian olarak yerleştirmek. Eh, ne olursa olsun, benim hayalimdekinden iyi olacağı kesin!

Şimdi 180 derece dönerek konuyu tekrar Mason'a getiriyorum. Ve onun lanet olası ölümüne!!!! Ben sanmıştım ki... Eddie, olmadı Mia ölür sanmıştım. Ama Mason?! Yapılır mı bu bize? Tamam, belki Mason'la aramda özel bir bağ falan yoktu ama Rose'la daha aralarını tam düzeltemeden, konuşamadan ölmesi? Hem de aptalca bir fedakarlık yapmaya çalışarak ölmesi? O kadar içime oturdu ki! En çok da Rose'un uzunca bir süre cesedin başında oturmasından kafayı yiyip şok geçirmesinden etkilendim. Sanırım bizim güçlü (!) Rose'un yıkılışı beni Mason'ın ölümü hakkında en çok etkileyen etken oldu.


Ve bahsedeceğim iki önemli karakter kaldı. 1 numara: Tasha! Tasha'dan hiç hoşlanmayan birkaç kişiye denk geldim. Ben öyle değilim. (Bu karakteri de yine biraz yaşlı hayal ettim, hala falan olunca, sonra da güzelleştiremedim hayalimde. Ne olacak benim bu halim...) Güzel, başarılı, cesur bir karakter. Dimitri'yle araları iyi ve ondan hoşlanıyor. Eh, normal, zaten Rose'un Dimitri'den hoşlandığını bile bilmiyor, değil mi? Dimitri de kendisine yeşil ışığı yakınca, ikisi doğal olarak yakınlaştılar tabii. Dimitri'ye Gardiyanı olmasını teklif ettiğine şaşırmadım. Önünde hiçbir engel yoktu.

2 numara: Janine -Rose'un annesi-! İlk olarak, sizce de isim çok garip değil mi? Jeanine'i duydum ama Janine bir garip geldi. Her neyse. Ayrıca 1.55 mi?! Cidden mi? Benimle dalga geçiyor olmalısınız. Ve... Rose'un babası bir Türk mü? Ne bu? Şaka mı? Kesinlikle şaka olmalı... Okurken gözlerime inanamadım! Nazar boncuğu hediye etti ya! Ben de diyorum ne bu göz gibi şey, ilk başta aklıma geldi, nazar boncuğu gibi bir şey heralde dedim ama gerçekten nazar boncuğu olacağı aklıma gelmemişti :D

Janine'in karakteri hakkında.. karar veremediğim bir şey var. İşini kızından önce tutmasını anlıyorum ama Rose'a ne derecede değer verdiğini çözemedim. Yine de iyi kadın. Sanırım..

Kitabın sonunda sanki Rose bir anda büyümüş gibiydi. Demek ki olgunluk yaşla değil deneyimle doğru orantılıymış. O yaptırdığı iki çarpı dövmesi nedense benim için bile büyük anlam taşıyormuş gibi hissettim. Sanırım ben bu kitabı bayağı yaşayarak okudum. Özellikle sonlara doğru :D
Spoiler Sonu


(Resmi yeni sekmede açarak daha ayrıntılı görebilirsiniz.)

İşte kitaba başlama serüvenim: Bir gün evde çok sıkılmıştım ve şöyle eğlenceli, çok da derin olmayan bir kitap okuyayım dedim.  Aklıma bloguma bıraktığınız yorumlardan birinde Vampir Akademisi'ne devam et dediğiniz geldi. Ben de Rose'un renkli kişiliği, esprileri ve umursamazlığı şu an tam ihtiyacım olan şey dedim. Aslında bundan önce okuyacağım kitaplar vardı ama nedense onları okuyasım gelmedi. Elimde ne gariptir ki serinin 1-3-4-5. kitapları var ama 2 yok. Çünkü ben aldığım zaman baskısı tükenmişti. Her neyse, ben de e-book formatında okudum, aynı 1. kitap gibi, bunu da sonradan alacağım yani. Kitap aynı gün içerisinde okunup bitti, ama ebook biraz gözlerimi yorduğu için kalkıp da pc başına geçemedim. Ertesi günde dışardaydım falan derken yorum birkaç gün gecikti.

Diyeceğim o ki bence serinin 2. kitabı olarak gayet akıcı, eğlenceli, hafif romantik, biraz da dramatik bir kitaptı. Tadı damağımda kaldı. Serinin kitapları da elimde olduğuna göre en kısa zamanda devam edeceğim :) Aslında tam puan vermek istiyordum ama şöyle bir dönüp bakınca kitabın, özellikle ilk yarısının biraz içi boş olduğunu fark ettim. O yüzden 1 puan kırdım. Bunun dışında bir harikaydı!


Not: Anlayamadığım bir kısım var. Dimitri ve Rose'un birlikte olması yasak mı, yoksa Lissa'nın korunması, aralarındaki yaş, öğretmen-öğrenci vs. durumlarından dolayı kendi verdikleri bir karar mı?    Açıklığa kavuşturduk ^,^



Yazar: Richelle Mead   Yayınevi: Artemis   Sayfa Sayısı: 345
Liste Fiyatı: 18 TL    GoodReads Puanı: 4,31


30 Ocak 2015 Cuma

Kendi Kitabını Yarat || Etkinlik


Merhaba arkadaşlar! Yine bir mimle karşınızdayım. Bir ara sakinleşen mimlenme olayı son zamanlarda yine artmaya başladı. Ama ben seviyorum bu etkinlikleri, o yüzden blogumda da bütün mimlerime yer vermeye çalışıyorum. Umarım siz de okurken eğleniyorsunuzdur :) Beni bu etkinliğe mimleyen Zeynep's Library'ye teşekkürlerimi yolluyorum :* Ve uzatmadan sorulara geçiyorum ^.^


1) Bir kitap yazmaya karar verdiniz. Türü ne olurdu?

Fantastik-romantik tarzı bir şeyler olurdu sanırım. Becerebileceğimden değil de işte :D


2) Bu kitabı bir serinin başlangıcı mı yoksa bağımsız bir roman şeklinde mi yazardınız?

Seri başlangıcı yapardım. Tek kitap gibi sonlansa bile seri devamında kitaptaki başka karakterleri ele alabilirdim :)


3) Kitabınızın baş karakterinin ya da karakterlerinin isimlerini ne/neler koyardınız?

Fantastik bir roman yazacaksam Türkiye'de geçmezdi bu en başta :D O yüzden yabancı isim koyardım ama bu soru çok ani oldu! Düşünmem lazım...

Sanırım kız karakterin içinde birden fazla isim barındıran bir şey olurdu. Mesela iki kimliği var birinde adı Beth olarak geçiyor diğerinde herkes onu Lissa olarak tanıyor. Aslında adı Elizabeth tarzı bir şeyler. Ama isme karar veremedim. Bence bu kitabın içeriğiyle uyuşmalı ve şu an elimde isim belirleyebileceğim bir kitap yok :D

Kadın karakterde uzun isim kullanırdım ama erkeğinki en fazla iki heceli olurdu sanırım. Yine de belirli bir isim yok aklımda.


4) Her yazarın etkinlendiği başka yazar ya da yazarlar mutlaka vardır. Peki sizinkiler hangileri?

Becca Fitzpatrick kesinlikle en başta. Onu da Julie Kagawa, Veronica Roth, Richelle Mead gibi isimler takip ediyor. :)


5) Kitabınızın nerede geçiyor olmasınız isterdiniz? (Hangi ülke, şehir, köy vs). Ya da kitabınız kurgusal bir dünyayı anlatıyorsa orası nasıl bir yer olurdu?

Çok klasik olacak belki ama Amerika'da küçük bir kasabada başlatırdım her şeyi. Ama kitap boyunca tek bir bölgeye bağlı kalmaz birçok şehirden geçerdim.

Kurgusal dünyayı pat diye soruya cevap olarak oluşturamam sanırım. Üzerinde uzun düşünme gerektirir bence. 


6) Kitabınızı ilk olarak kime imzalayıp verirdiniz?

İlk isteyene? Zaten yakınımdaki insanlar benden imza falan istemezdi heralde :D


7) Gelelim en önemli soruya, kitabınızın ismi ne olurdu?

İyi de bu soruları ciddi ciddi cevaplarsam geriye bir tek kurgu oluşturmak kalacak :D (Sanki çok basit..) 
Bilmiyorum. Kitabın içeriğine uygun bir şey olmalı, dikkat çekici olmalı, en önemlisi tabii ki üzerinde düşünülmüş anlamlı bir şey olmalı. 
Sanırım isimde zıtlıklara yer verirdim, Güneşin Gölgesi tarzı. 
Ama bu çok basit oldu. Tabii ki daha orjinal bir şeyler bulmaya çalışırdım :D 
Bir de kendimi biraz tanıyorsam mutlaka içinde karanlık, siyah, gölge tarzı bir şeyler geçer. 
Böyle garip bir takıntım var.


8) Sizce kitabınızı en güzel şekilde anlatan 3 kelime ne olurdu? 

Karanlık. Fırtınalı. Nefes Kesici.

Falan dermişim. Ortada bir kitap yok ama bu kelimeler hoşuma gitti :D



Son olarak da mimlediğim bloglara gelelim:


İyi eğlenceler! ^.^

29 Ocak 2015 Perşembe

İt Dalaşı (Wolfe Brothers #2) - Tanıtım & İnceleme


Yenilginin rengi gözbebeklerini boğsa da, 
hepimiz gibi yoluna devam et ve inatla gülümse. 
Gülümse ve karanlık kuytuların en karanlıgında yaralarını yala.
Parmaklarınla yaralarına dokun ve onları hatırla.

Kendilerini birer başarısızlık örneği olarak gören Wolfe kardeşler, kaderlerini baştan yazmak için daha önce hiç denemedikleri bir yola baş koyarlar. 
Bu yol kimilerinin para, kimilerinin şöhret, kimilerininse onurları için seçtikleri boks ringleridir. 
Peki, iki kardeş bu acımasız düzene tutunup ayakta kalmayı başarabilecek midir?

Markus Zusak, Köpek Düşlerinden sonra üçlemenin ikinci kitabı olan İt Dalaşı'yla, talihle yıldızları bir türlü barışmayan arızalı iki erkek kardeşin hayatla verdikleri çetin mücadele üzerinden unutulmayacak bir mesaj veriyor:

Yüreğini kaybetme.


Ve bir kez daha Markus Zusak beni hayal kırıklığına uğratmadı. Tekdüze gibi başlayan kitap bir kez daha ne oldu ne gitti anlamadan bitti.

Dövüşü. Seviyorum.
Çünkü ne kadar fiziksel görünse de aslında tamamen psikolojik bir olay. Bunu Markus Zusak'ın dilinden okuyunca daha iyi anladım.

Bu serinin kitaplarını beğenme-beğenmeme konusunda çok zıtlık gördüm. Bana kalırsa kesinlikle herkese öneremem. Bu kitap, sanki siz onu okurken kalbinizin derinliklerinde bir yere dokunmaya çalışıyor. Uzanıyor, çekiliyor, gücünü toplayıp tekrar uzanıyor. Eğer siz kitabı okurken biraz yumuşarsanız anında oraya ulaşıyor ve sizi etkisi altına alıyor.
Ama çoğu kişi kitabı olayların içine girerek, bir karakter olarak değil de, "Peh, bu da neymiş ya, dram gibi ama değil, sıkıldım" tarzında okuduğu için, gerçekten sıkılıyor ve kitaptan uzaklaşıyor. Bu da gayet normal, çünkü bu kitap, bu düşünenin oluşmasına müsait bir kitap.

Bazı şeyler tamamen kişinin duygusal ruh haline bağlı oluyor. Kitaba kendinizi kaptırır ve beğenirsiniz, ya da kitaptaki konu size çok uzak gelir, umursamazsınız.

Ben kitabı beğendim, çünkü bir çocuğun psikolojik çırpınışlarını, çabalamasını, korkusunu ve cesaretini gördüm bu kitapta. Kardeşliği gördüm, sadakati gördüm, hayalleri gördüm. Ve gerçekleri gördüm, birazcık canımı acıttı.

Hayır bu insanlar ağlasın diye yazılmış bir dram kitabı değil, ağlayacağınızı da sanmıyorum zaten. Yüzünüzde mutlak bir ifadesizlikle okuyorsunuz kitabı. Ne sevinçten havalara uçuyorsunuz ne de şaşkınlıktan ağzının açık kalıyor. Sadece okuyorsunuz ve sanki hayatı yaşarcasına, bu işin sonu nereye varacak diye bekliyorsunuz. Belki de bir sonu olmayacak, kim bilir?

Ve kitabın sonu için de farklı değil. Bence muhteşemdi sonu yine de ne çok mutlu oldum ne de çok ağladım. Yine ifadesizdim, sadece başımla onayladım, hafifçe gülümsedim ve içimde bir umut ışığı belirdi. Çünkü bu kitap size böyle hissettiriyor. Hislerinizi soruk noktalarda yaşamıyorsunuz belki ama içinizde bir şeyler kıpır kıpır.

İşte bu kitabı bu yüzden seviyorum. Çünkü bana farklı hissettiriyor. Bütün kitapların hissettirdiği net duygulardan farklı. Her duygunun önünde bir sis perdesi var, aynı gerçek hayat gibi. Yazarın dilini sevme nedenim de bu. Olayların hiçbiri muhteşem, tahmin edilemez, kusursuz değil.

Ama yazarın öyle bir dili var ki, bu kitaptaki olayları kim yazarsa yazsın o çizgiye ulaşamaz. Aynı hikayeyi başka bir yazardan okusam sıkılırım. Çünkü olay örgüsü basit. Gerçek güzellik, kitaptaki duygularda, kelimelere yüklenen psikolojide.

Aslında bu yorumda böyle felsefe sınıfına ders anlatır gibi cümleler kurmayı düşünmüyordum. Her zamanki gibi içerikten konuya girip düşüncelerimi aktaracaktım fakat bir baktım konu kaymış gidiyor. Kısaca ben bu serinin ikinci kitabını da severek okudum. Özellikle son yarı hızlıca akıp gitti. 3. kitabı ne zaman alırım bilmiyorum, muhtemelen yine uzunca bir zaman sonra alırım.


Yazar: Markus Zusak   Yayınevi: Martı   Sayfa Sayısı: 176
Liste Fiyatı: 12 TL    GoodReads Puanı: 3,85




24 Ocak 2015 Cumartesi

Yılbaşı Çekilişi Kazananları!


Merhaba arkadaşlar! Heyecan var mı? İşte ne zamandır devam eden çekilişimizin açıklanma zamanı! Kazananlara mail de attım, fakat bazıları yanlış mailler yazmış olacak ki kabul edilmedi. Umarım blogumda ve facebook-twitter sayfalarımda paylaşıldığında görürler :)

Bu arada kazananları seçmek de biraz meşakatli oldu. Önceden bahsetmiştim, katıldığınız seçenekleri kazanan olursanız inceleyeceğim sadece diye. Bazı kişiler seçeneklere çok alakasız şeyler yazmış, üzülerek söylüyorum ki diskalifiye edildiler.

Yaklaşık bir buçuk saat uğraştıktan sonra, sonunda kazananları seçebildim. Daha doğrusu program seçiyor, ben değil ama olsun :D Lafı çok uzatmadan, işte kazananlar!










Kolajı neden böyle yaptım bilmiyorum, karınca duası gibi olmuş isimler. Bu yüzden ben tekrar edeyim;

-Emine Kılıç
-Fulya Tuğrul
-Müberra Gülseren
-Fatma Dadak
-Nursena Keskin

Kazanan arkadaşlardan iletişim bilgilerini (Kargonun ulaşacağı kişi, adres, telefon vs.) en kısa zamanda bana iletmelerini istiyorum. Tebrikler ve keyifli okumalar!

Kazanamayanlar da üzülmesin, çok yakında blog turu kapsamında yapacağımız bir çekiliş daha olacak. Üzülmek yok yola devam! :D

21 Ocak 2015 Çarşamba

Demir Kız (The Iron Fey #2) - Tanıtım & İnceleme


Fâni dünya bensiz dönerken Kış Divanında tutsağım. 
Zaman algımı yitirdim.
Demir Divan'da keşfettiğim büyü gücümü kullanamıyorum ve Ash kayıplara karıştı.
En azından Demir perileri yendiğimi sanıyordum.
Ta ki Mevsimler Asası çalınana kadar.

ONU GERİ ALACAĞIM.

Hayatı boyunca hiçbir yere uyum sağlayamamış yarı insan, yarı peri Meghan, Prens Ash'in kayıplara karıştığı Kış Divanı'nda tutsaktır. Demir perileri yendiğini sanan genç kız, Mevsimler Asası'nın Tekinsiz Divanı'ndan çalınmasıyla, savaşın daha yeni başladığını anlayacaktır.

Savaş çanlarını susturmak ve masumiyetini kanıtlamak için peri ve fâni dünyaları arasında mekik dokurken büyü gücüne anlayamadığı bir nedenle erişemeyen Meghan'ın tek silahı zekâsıdır. Ancak demir gibi bir irade geliştirirken bile fazlasıyla insani olan kalbindeki özlem fısıltılarını duymazdan gelemeyecektir.

Bu yolculuğunda Meghan'a tanıdık isimler ve yepyeni, tuhaf karakterler eşlik ediyor…

Kitap boyunca hissettiklerim

Lanet olsun tüm bu yasak aşk şeylerine!!! Neyi kastettiğimi anladınız biliyorum o yüzden umutsuzca açıklama yapmaya çalışmayacağım. Bütün kitabı öyle ruhsuz okudum ki! Sevgili Kagawa, sen inanılmaz muhteşem  ultra-süper überötesi bir yazarsın, anlıyor musun?! Aldığın her yıldızı hak ediyorsun. İnanılmazsın!! *tears*

Blogu arada sırada açıp takip edenlerin aklında olabileceğini düşündüğüm bir soru var: "En son İt Dalaşı'na başlamıştın, Demir Kız'ı ne ara okudun da yorumluyorsun?" diyenler için de hemen mazeret uyduracağım şimdi. Iııı ben aslında İt Dalaşı'nı okuyordum, sonra bilgisayarda bir anime gördüm perilerle falan ilgili, tanıtımını da izleyince içimdeki peri aşkı depreşti. Sonra Demir Kız'a bir göz atmak istedim. Göz atmak için açtığım kapağını kitap bitene kadar kapatamadım. Bunların hepsi dün oldu. Kandırıldım, sadece bir bakmak istemiştim, gerçekten :(

Neyse, olan oldu, kitabımıza geri dönelim. Öncelikle muzdarip olur gibi olduğum bir mesele var. (Böyle bir cümle ancak benden çıkar zaten...) İlk kitabı okumamın üzerinden uzun bir zaman geçtiği için bazı önemli ayrıntıları unutmuşum. Aslında 1 ve 2. kitap arasındaki novellayı yine bu aradaki zamanda okumuştum o yüzden orada bahsedilenleri hatırlıyorum ama sadece ilk kitapta geçen olaylardan bazılarını unutmuşum, ama 2. kitabı okurken hatırladım o yüzden büyük bir sorun olmadı. Sayılır.

Kitabı öyle bir açlıkla okudum ki normal zamanda kitabı okuyacağım sürenin yarısında bitti heralde (Abartı..) Ve fark ettim ki, ben bu perileri cidden çook seviyorum. Leanansidhe'den tut Kraliçe Mab'e kadar yani. Hatta bir ara kızıl keplileri bile sevecektim, kıyısından döndüm öyle söyleyeyim yani :D (Yine abartı..) Grimalkin'i sevmeyen yoktur heralde, iki dünyanın da "en gizemli" ile "en hayran olunası" sıfatları arasında gidip gelen, bizi sürekli şaşırtabilen peri.

Evet, hepiniz muhteşemsiniz sevgili, dehşet verici ve bir o kadar da sevilesi periler. Ama konu Ash'e gelince, hepiniz değersiz küçük mikroplara dönüşüyorsunuz gözümde.

 Ölebilirsiniz. 


Spoiler
Öncelikle tabii ki hiçbir okur Ash'in soğuk davranışlarına ve Meghan'ı kandırdığına inanmamıştır. Ama Meghan'ın durumunda olsam benim de kafam karışırdı sanırım. Yine de gidip öyle soğuk davrandığını görmesine rağmen herkesin ortasında öyle 'Seni seviyorum' diye bağırması beni bile utandırdı. Karşısında iki ihtimal var; ya Ash onu gerçekten seviyor ve bu durumda yaptığı şeyler onu korumak için bu yüzden önündeki tek seçenek onun davranışına ayak uydurmak, ya da Ash onu kandırdı ve artık umursamıyor -ki bu durumda da artık kendi başının çaresine bakması gerekecek. Depresyonunu kendi odasında yaşayabilir, fakat herkesin içinde kendini rezil etmesi büyük aptallıktı. Yine de Meghan'ı severim, o yüzden daha fazla uzatmıyorum.

Ve karşınızda... PUCK! Allah'ım.. Geri dönüşüne o kadar sevindim ki! Nedenini bilmiyorum, ilk kitapta Puck'ı hiç sevmemiş, her ortaya çıkışında göz devirmiştim. Tabii ki bu gelmesine sevinme olayı hâlâ Ash takımında olduğum gerçeğini değiştirmiyor. Ama burada önemli bir durum var: Ash Meghan'ı bıraktığında Puck Meghan'ın gözünde daha çekici olmaya başladı. İşte, aptallık 2: Sevgili Meghan, Puck'ı nasıl öpersin! Aranızdaki arkadaşlık karmaşık olsa da çok güzeldi. Ve bunu mahvettin. Puck'ın hiçbir suçu yok, o olması gerektiği gibi davrandı. Aşık birinin davranacağı gibi. Ama sen, Meghan, şu an bu saatte bu mahkemede suçlu bulundun. 
İdam edin!
Anlaşılan bu kitap benim vahşet damarlarımı kabarttı, bugün insan içine çıkmasam iyi olacak sanırım... Kitap hakkında bahsetmek istediğim o kadar çok şey var ki, yazsam yeni bir kitap olur. Ama bu hem size hem bana işkence olabilir :D O yüzden ben direk en önemli kısma dalış yapıyorum: Kitabın sonu!!

Ya hem inanılmaz mutluu oldum böyle çıldırdım vs. hem de üzüldüm gibi bir şeyler oldu. Ben de anlamadım yani. Durum böyle. Ash'ten kesinlikle böyle bir çıkış beklemiyordum ve yüzyıllarca yaşadığı dünyayı terk edip, ölümsüzlükten vazgeçmesi göründüğünden çok daha büyük bir fedakarlık bana kalırsa. Bu açıdan biraz üzüldüm gibi oldu, bilemedim yani. Ama bence bir dahaki kitapta Ash ve Meghan'a yeniden ihtiyaç duyacak peri ülkesi ve yasağı kaldıracaklar tarzı bir şey olabilir. Şu an bu düşünceyle avutuyorum kendimi..

Bir de Oberon'un davranışlarından bir türlü kişiliğini çözemedim. Meghan'a ne derecede değer verdiğini anlayamadım. 
Spoiler Sonu


♥♥♥ Ash! ♥♥♥

Tüm seriyi Ash için okuyor, ne manyak kız diyebilirsiniz, sonuna kadar da haklı olursunuz. Ash favori book-boyfriend'lerim ve favori badboy'larım listesinde ilk 3'te kesinlikle :3

Yani öyle böyle derken serinin 2. kitabını da bitirdim. Elimde Demir Kraliçe olmasına şükrediyorum, araya kitaplar girse de kendi tercihim olarak okuyacağım ilk kitap olacak kendisi. Dört gözle bekliyorum!


Yazar: Julie Kagawa   Yayınevi: Pegasus   Sayfa Sayısı: 416
Liste Fiyatı: 25 TL    GoodReads Puanı: 4,17

20 Ocak 2015 Salı

Zetsuen No Tempest (The Civilization Blaster) - Anime Yorumu & AMV


Mahiro Fuwa'nın kardeşi 1 yıl önce esrarengiz bir şekilde öldürülmüş ve Mahiro kardeşinin katilini aramak üzere ortadan kaybolmuştur. "Kusaribe" adlı büyücü klanının en güçlü büyücülerinden biri olan Hakaze Kusaribe ise düşmanları tarafından bir adaya hapsedilmiştir. Hakaze, irtibat kurabileceği birini ararken bir şekilde Mahiro'yu bulur ve ikisi bir anlaşma yapar. Anlaşmaya göre Mahiro, Hakaze'nin düşmanları tarafından uyandırılmak istenen ve tüm dünyaya kaos getirecek "Göç (Zetsuen) Ağacı'nı" durduracaktır. Bunun karşılığında Hakaze, Mahiro'nun kardeşini öldüren katili bulmasına yardım edecektir. 


Aslında anime yorumlarına ara verdiğimi düşünüyordum, çünkü çok fazla anime izliyorum ve hepsine yorum yapmam neredeyse imkansız. Fakat bugün bu animeye yorum yapasım geldi nedense. Geçen hafta bitirdiğim bir anime Zetsuen No Tempest, ve ciddi anlamda bu animeye aşık olmuş olabilirim.

Ben böyle macera ağır basan romantizm içeren animeleri çok seviyorum. Gerçi bu animedeki romantizm çok garipti. Ne desem yalan olur yani, izleyip anlamanız lazım. Aslında bu animenin tamamını Fuwa Mahiro için izledim desem yeridir. Artık kendisi favori erkek anime karakterlerimin başlarında geliyor. Aslında sırf bu yüzden bu animeden inanılmaz nefret ettim ve bu kadar sevdim. Farklı bir ikilem oldu..

Fuwa Mahiro

En baştan söylemeliyim ki, kesinlikle her yaş grubuna hitap eden bir anime değil. Kafa karıştırıcı birçok öge var ve animenin sonuna kadar gerçeğin ne olduğunu anlayamıyorsunuz. İyi kim kötü kim karar veremiyorsunuz ve sürekli yer değiştiriyor taraflar arasında bu iki sıfat. Dikkatli izlenmesi ve üzerinde biraz düşünülmesi gereken bir anime bana kalırsa.

Ve bu anime aslında tek sezon 24 bölüm görünüyor fakat bana kalırsa temel olarak iki sezona ayrılıyor: İlk 12 bölüm 1. sezon ve son 12 bölüm 2. sezon olmak üzere. Ve ben tabii ki 2. sezonu daha çok beğendim :P Eminim izlerseniz neden böyle düşündüğümü anlarsınız. 

Fuwa Aika - Fuwa Mahiro'nun kız kardeşi

Yine anime hakkında bayıldığım olaylardan biri de sürekli olarak Hamlet başta olmak üzere Shakespeare'in eserlerinden alıntılar yapılmasıydı. İlk bölümlerde daha çok görüyorduk bunu, sonraları gittikçe azaldı. Ama bana her cümlesi harika geliyordu gerçekten. Animenin tüm kurgusu da temelde bu eserlere bağlı bile diyebilirim.

Animenin konusunu özetlemiyorum veya ne üzerine kurulu olduğunu söylemiyorum, çünkü o kadar kompleks ki upuzun bir açıklama getirmem gerekir meseleye. O yüzden merak edenler izlemeli diyorum. Yalnız sizi uyarmam gerekir, ilk başlarda hiçbir şey anlamayabilir, veya olayları izleyip "bu böyle mi devam edecek, sevmedim ben bu konuyu :(" diyebilirsiniz.Çünkü ben uzun bir süre böyle demiştim. Ama sizi temin ederim ki bu animede olaylar sürekli değişiyor ve bu olay örgüsü sizi şaşırtacak. Çünkü animenin sonunda benim kesinlikle nevrim döndü :D


Ve bir konuda daha sizi uyarmalıyım, kesinlikle her türlü spoilerdan kaçınmalısınız. İnternette animenin resimlerine, trailerlarına falan bakarken muhtemelen animenin sonundaki olayları da göreceksiniz. İlk gördüğünüzde anlayacağınızı sanmıyorum ama animeyi izlemeye başladıktan bir süre sonra bütün gördükleriniz anlamlı gelebilir ve keyfi kaçar. Ben birkaç AMV izlemiştim başlamadan öne fakat iyi ki dikkatle izlememişim ve unutmuşum başlayana kadar.


Bu animede hayatımda hiç nefret etmediğim kadar nefret ettiğim bir karakter var. Yine de kendisinden bahsetmek istemiyorum. İpucu: Başrollerden. İzleyenleriniz olursa tahminleri alabilirim :D
 
Anime ne kadar sürükleyici olsa da ben bir yerde 1-2 haftalık falan ara verdim. Biraz düşünmek ve olanları-öğrendiklerimizi sindirebilmek için. Anlayacağınız, bayağı etkisinde kaldığım bir anime oldu kendisi.Bu yüzden macera-büyü-gizem-romantik tarzı animeler seven herkese öneriyorum. Gerçi önceden de değindiğim gibi bu animenin romantizm anlayışı biraz farklı, sonlara doğru normalleşiyor ama siz yine de romantizm açısından büyük beklentiye girmeyin derim. Diğer türlere daha odaklı.


Bu arada Yoshino ve Mahiro'nun arkadaşlığından bahsetmeden de geçemeyeceğim. Gerçekten hiç görünmediği kadar sıkı bir dostluk. Her ne kadar aralarında birçok sır olsa da. Gerçi bunlar açığa çıktığında üstesinden gelebilecekler mi, bilemem. İkisinin de birbirinden ince zekası olan bu iki arkadaş arasındaki bağ nereye kadar dayanabilecek izleyip göreceksiniz artık.

Zekadan bahsetmişken söylemem gerekir ki bu animede bütün karakterler birbirinden zeki. Bu yüzden izlerken birçok kez kendimi küçük bir mikrop gibi hissetmediğimi söyleyemeyeceğim :P Şaka bir yana gerçekten, bazen olayları anlamanız için biraz beyin gücünüzü kullanmanız gerekiyor. Yani öylesine yatıp da izleyeceğiniz bir anime olmayacak Zetsuen no Tempest.


Eh, ben söyleyeceklerimi söyledim, önerimi de yaptığıma göre artık benim için susma vakti. Tarzınıza göre, izleyip izlemeyeceğinize siz karar vereceksiniz tabii ki bu arada bana yorum bırakmayı da unutmayınn! :)

Puanım: 5     Bölüm Sayısı: 24
Tür: Shounen, Macera, Fantastik, Aksiyon, Dram, Gizem, Psikolojik


İşte baktıklarım arasında en çok beğendiğim AMV ^.^


18 Ocak 2015 Pazar

High School Musical Book Tag || Etkinlik



Veee aynı gün içerisinde ikinci kez merhaba! Beni -yine :D- bu etkinliğe mimleyen Orta Boy Popcorn blogger'ı Asena'ya çok çok teşekkürler. Bu sefer lafı dolandırmayıp direk sorulara geçiyorum. Umarım eğlenirsiniz :)



1.Yeni Bir Şeye Başlangıç - Yeni  favori tür / yazar / seri?

Tarihi aşk, yeni başladığım türlerden ve favorilerim arasına girmiş durumda.
Yeni favori yazarım da son okuduklarımdan yola çıkarak Wendy Higgins olsun.
Yeni bir favori serime de yine Sweet serisi diyorum. ^,^

2.Öyle bir kitap ariyorum ki - içinde istedigim her şey var?

Bu sorulara hep aynı cevabı vermekten bıktım. Bu yüzden, bu sefer de Duman ve Kemiğin Kızı diyorum. Farklılık olsun.

3.Muhteşem - En büyük divanın olduğu bir kitap? 

Diva derken favori kadın karakterimi kastediyor galiba.. Melez Sözleşmeleri'nden Alex'i seçiyorum!


4.Mevcut durum - Klişeye meydan okuyan bir karakter?

Imm-hmm.. Bana kalırsa her karakterde bir klişelik var, bilemedim şimdi. Başlayanlar'dan Blake desem çok mu garip kaçar. Sonuçta o, o değil gibi bir şey. Bilemedim şimdi. Soru çok zor -.-


5.Erkekler geri döndü - En iyi bromance?

Peekii.. Hiç ilgimi çekmiyor, okumadım da bu tarz bir kitap. O zaman ben bunu yakın erkek arkadaşlar olarak alıyorum. Maddox kardeşlere ne dersiniz? Olabilir bence :P

6.Ne Zaman – Favori yaz okuman?

Yazın fazla kitap okuyamadığımı düşünüyorum.. Ama bu yaz okuduğumu hatırladığım kitaplar arasından Meleğin Düşüşü'nü seçiyorum.


7.Her gün - Eğer hayatının geri kalanında her gün bir kitap kapağına bakman gerekseydi, hangisi olurdu?

Final-Becca Fitzpatrick. Net bir cevap oldu ilk defa :)


8.Sadece Seninle Olmak İstiyorum – Elinden bırakamadığın bir kitap?

Ama ben okuduğum kitapların en az %70'ini elimden bırakamıyorum ki -.- Farklılık olsun yine, Uyumsuz diyorum. 


9.Çığlık - Seni hayal kırıklığına uğratan bir karakter?

Sarışın Vampir. Nefret ettim. Hayatım boyunca yaşadığım en überötesi hayal kırıklığıydı.


10.High School Musical - En sevdiğin kurgusal okul?

Melez Sözleşmeleri şüphesiz. Çünkü kurgusal okul konusu fazla geçen çok az sayıda kitap okudum. Biri de Vampir Akademisi mesela. Melez Sözleşmeleri muhtemelen bu serinin replikası, fakat ben yine de daha çok seviyorum =)

11.Humuhumunukuapua – Okuduğun en saçma kitap / sahne / karakter?

Okuduğum en saçma kitap büyük ihtimalle Yıldız Çarpması'dır. En saçma sahne de kitabın içindeki sahnelerden herhangi birisi olabilir. En saçma karakterde başroldeki Benjamin. Bu kadar net yani..

12.Bahar Müzik Potpurisi - Mutlu Son?

Ah! Bayılırım mutlu sonlara! İşte benim olayım ^,^ Julie Garwood-Sır olsun bu da. Yakın zamanda okuduklarımdan hatırladığım nadir mutlu sonlardandır kendisi...

Peh... Ne uzun çıktı bu mim -.- Yine de yapması eğlenceliydi, umarım siz de okurken eğlenirsiniz. Şimdi etiketlediklerime geçip bu mimi de sonlandırıyorum:

İyi eğlenceler!


Şimdi Mevsimi || Etkinlik


Merhaba arkadaşlar! Uzun zamandır mim paylaşmıyordum. Uzun kavramınıza göre değişir tabii ki, fakat bana uzun geldiği kesin :D Bugün paylaşacağım mimin adı Şimdi Mevsimi -gördüğünüzü biliyorum, evet- ve bu etkinlik için beni mimleyen Orta Boy Popcorn blogunun sahibi Asena'ya teşekkürlerimi yolluyorum ^.^ Hadi başlayalım!


1. Kışın okumalık favori bir kitabın var mı?

Kışın biraz hüzünlü bir mevsim olduğunu düşündüğüm için dramla özdeşleştiriyorum ve...
 Eğer Yaşarsam kitabı bence kışın bir kahve eşliğinde okunabilecek ideal kitaplardan gibi geliyor. 


2. Kapağı mavi olan bir kitap?

Imm.. Aşka Var Mısın? 
O su yeşili falan demeyin de bana. 
Mavi mavidir işte yeşil de mavi sayılır.. öyle işte 
(NE DİYORUM BEN!!)


3. Yılbaşı ağacında yıldız olarak kullanabileceğin bir kitap?

Yandaş! 
Parlıyor kapağı ve rengi de çok aykırı değil.. 
Bence ideal olabilir :D


4. Kış tatili için mükemmel olan bir kurgusal dünya?

Demir Kız serisi! 
En son Winter Passage adlı novellasını okuduğum için benim kafamda kışla özdeşleşmiş bir seri oldu :)


5. Birlikte kış tatiline gideceğin bir kitap karakteri?

Ali'm! 
Beni de Aslı gibi karların arasında hapsolmaktan kurtarabilir belki, ne dersiniz?


6. Bu sene için listende olan bir kitap?

Sadece 1 tanecik mi :( 
O zaman okunacaklar listemden Siyah Buz'u seçiyorum :3


7. Favori tatil içeceğin, atıştırmalığın ve filmin?

Limonata :3 Bayılırım kesinlikle. 
Atıştırmalık... Frambuazlı pasta falan sayılır mı? 
Favori film ise... Ama bunu seçmek imkansız! 
Sanırım Million Dollar Baby, diğer adıyla Milyonluk Bebek'i seçeceğim. 
Ama gerçekten... Bu seçme olayı hiç adil değil :(

Bir mimin daha sonuna geldik. Sizi çok sıkmamak için cevapları kısa tuttum ama hepsine yazmadığım fakat tüm sorularda aklımdan geçen ilk düşünce "NE?! Bu nasıl bir soru böyle... Buna nasıl cevap verilir ki?" oldu. Ama bu mimden de sağ çıkabildiğime göre, size çok yakında başka bir mimle dönüş yapacağım. :D Şimdi... gelelim etiketlediğim kişilere:


İyi eğlenceler!

17 Ocak 2015 Cumartesi

Sır (Highlands' Lairds #1) - Tanıtım & İnceleme


Judith Hampton gururlu olduğu kadar güzel de bir kadındır. Çok sevdiği İskoç çocukluk arkadaşı doğum yapmak üzeredir, bu yüzden Judith yanında olacağına dair ona söz verir. Fakat İngiltereden İskoçyaya gitmesinin özel bir sebebi daha vardır: Hiç tanımadığı babası Maclean Beyini görmek. İskoç topraklarına giderken kendisine eşlik eden Maitland Beyi, Iain Maitland gibi ilgi uyandıran bir adamla daha önce hiç karşılaşmamıştır.

Judith Maitlandların geleneklerine ve kurallarına uyum sağlamaya çalışırken, Iain'in ilgisinden ve özeninden keyif almaya başlar. Yaşadığı tüm zorluklara karşın aşkın sıcaklığını ruhunda hisseder. Ancak geçmişe dayanan o yıkıcı sır gerçek aşkı etkileyecek midir?


Kasvetli bir günden merhabalar herkese! Havalar soğuk, yağışlı, güneş ise yüzünü göstermiyor bir türlü. Dışarıdaki insanı yarı kör eden sis insanın bütün olumsuz duygularını gün yüzüne çıkartıyor. Fakaat çok sevgili (!) Ankara'nın aksine benim gözümde havalar sıcacık ve güneşli çünküü bugün ilk historical romance nam-ı diğer tarihi aşk kitabımın yorumumla sizlerleyim. ÇOK HEYECANLI!

"Hep seri devamlarına öncelik vermek için yeni serilere başlamayacağını belirtmene rağmen, hiç hesapta olmayan bu kitap da nereden çıktı?!" diye düşünüyorsanız -ki haklısınız, ben de bir ara böyle düşünmedim değil- sizi kitap alışverişi yayınıma buradan (tıktık) yönlendiriyorum.

Kitap alışverişimi okumayanlar için de tekrar edeceğim küçük bir kısım var. Aslında ben, ilk tarihi aşk kitabım olarak Judith McNaught'ın Düşler Krallığı adlı kitabında karar kılmıştım. Gel gör ki hayat her zaman planlarınıza göre gitmiyor. O heyecanla bir elimde onu, bir elimde Sır'ı tutarken bir baktım ki Sır kitaplığıma girmiş bile! Yine de pişman değilim tabii ki =)

Sır, gerçekten tek solukta okuduğum bir kitaptı. Sadece bir göz atmak için ihtiyatla açtığım kapağı büyük isteksizlikle geri kapattığımda, gözlerimden inanılmaz uyku akıyordu. Ertesi gün ise kalkar kalkmaz direk kitap başına geçtim. Bu arada yapmam gereken bütün işlere de geçmiş olsun demek kaldı yani.

Bla bla bla, ıvır zıvır meseleleri de geçtikten sonra asıl yorumuma yaklaşıyorum. Bu yorumu kitabı bitirir bitirmez yazmamamın nedeni ise kafamın  biraz durulmasını beklemekti. Yoksa karşınıza %0 eleştirel %100 anın heyecanına kaptırılmış övgü dolu bir yorum çıkabilirdi. Yani fena da olmazdı tabii, fakat eleştiri içermeyen yorumlarımı kendim bile kalitesiz buluyorum. Her kitabın mutlaka bir eksiği olmalı, değil mi?



Yorum
Kitap, Judith ve Frances Catherine adlı iki küçük kızın arkadaşlık kurma hikayesi ile başlıyor. Bu kısım, kısa da olsa, kesinlikle komik ve eğlenceliydi ayrıca bu kitapta en çok beğendiğim şeylerin başında bu ikilinin arkadaşlığının geldiğini de belirtmek isterim. Zaten tüm kitap da bu dostluk üzerine kurulu. Frances Catherine de Judith de kararlı ve asi tipler. Karşılarında kim olduğu fark etmiyor.. Günümüz kitaplarında kadın karakterlerde fazla karşılaşamadığım ve özlemini çektiğim özellikler yani.

Iain ise daha ilk andan itibaren Judith'e karşı korumacı, sert ama samimi ve... bilemiyorum hangi kelimeyi kullansam.. çekici (?) bir tutum sergiledi. Hani böyle Hadise'nin ellerini uzatıp "Bana gel..." demesi gibi.. Anlatabiliyor muyum? Hayır mı? Her neyse.. Judith'te ilk andan beri sadece Iain'in yanında rahat edebiliyordu. Yani aralarındaki bağ, birbirlerini ilk gördükleri andan beri vardı. İşte bunlarınki de şu ilk görüşte aşk meselelerinden anlayacağınız ;)

---Evet, şu an internetim gittiği için ben yazıyı kaydedemeden kapandı ve yorumumun gerisi kaydedemeden gitti :( Kafam allak bullak oldu, umarım ilk yazdığım kadar düzgün bir yorum yapabilirim. Yine de şimdiden özür dilerim herkesten :(---

Bu kitapta klasik olaylar, ilkel karakterler vs. vs. vardı, evet. Ve ben bu kitabı bütün bu klişeleriyle birlikte çok, çok beğendim gerçekten. Şimdiye kadar hayal kırıklığına uğrarım düşüncesiyle tarihi aşk kitaplarından uzak duruyordum -gördüğünüz gibi ilk tarihi aşk kitabımı daha yeni okudum..- fakat Sır beklentilerimin kesinlikle üstündeydi ve benim aklımdaki tarihi aşk kitaplarına yepyeni bir boyut kazandırdı. Bunu da Julie Garwood'a borçluyum, hakkını vermek lazım, herkesin dediği kadar var.

(Hoşuma giden alıntılardan biri ^.^)

Spoiler
Bu kitapta benim hoşuma gitmeyen tek bir şey vardı, o da kitabın sonunun gereğinden fazla uzatılması. Yani, tadında bırakılabilirdi bence, onun yerine kitap sanki uzatmaları oynuyor gibi bir final yapmış. Gerçi ben beğeniyle okudum, o yüzden fazla şikayetçi değilim durumdan, fakat yine de söylemeden geçmek istemedim.

Spoiler demişken spoiler içeren bazı diğer olaylar hakkında da yazayım o zaman. Bir de şu hamilelik, doğum meselesi var. Bu kısmı ikinci kez yazmak gerçekten hiç hoşuma gitmiyor -.- Her neyse. Diyeceğim o ki, yazar bu doğum kısımlarını öyle bir yazmış ki, sanki ben doğuruyorum veya ben doğurtturuyorum gibi hissettim. Bildiğiniz anı yaşıyorsunuz yani, hoş bir durum mu bilemedim. Benim hassasiyetimden kaynaklı bir reaksiyon gösterdi midem. Ama yazarın kalemine de hayran kalmadım değil yani. Bir Isabelle, Bir Frances Catherine gibi acı çekiyordum, az kalmıştı. Eh, en azından Judith hamile kalmadı, bir doğum daha kaldırabilir miydi bünyem hiçbir fikrim yok.

Son olarak bir de.. ommm.. (hatırlamaya çalışıyorum)... Evet! Judith'in içki-sarhoş korkusu. (Evet, bu korkunun yeni adı -eski adı neydi bilmiyorum- içki sarhoş korkusu oldu. Ben koydum :D Bu konu kitabın en sevdiğim ayrıntılarından oldu benim için. Judith'in sarhoş dayısından nefret ettim. İsimden belli zaten, Tekel... Tekel Bayii gibi :P Evliliklerinde de şart koşmasına gülsem mi, şaşırsam mı ne yapsam bilemedim. Olsun, sarhoş erkeklere hayır, arkandayım Judith :D Zaten kitapta en çok güldüğüm kısımlardan biri de, masa etrafında içkili kutlama yapılırken Judith'in, sandalyesini duvara yapışana kadar yavaş yavaş arkaya doğru itmesi ve insanların buna verdiği tepkilerdi. Evet, bu kısım kesinlikle favorim oldu :D
Spoiler Sonu

Ben aslında ikinci kitabın tamamen Ramsey ile alakalı olacağını düşünmüştüm fakat Ramsey bu sefer de ikinci planda kalıyormuş, meh, üzüldüm :(  Brodick'in kitabını okumak nasıl olacak bilmiyorum, sonuçta Ups..! Spoiler! Brodick Judith'i seviyordu yani. Spoiler sonu
Gerçi bu dar bir bakış açısı olur ama yine de bu kitabın etkisinden çıkıp diğerine odaklanabilir miyim bilemedim. Yine de ikinci kitap Fidye'yi hemen elime geçirmek ve onu da hunharca okuyup bitirmek istiyorum. Çünkü bu seri bunu kesinlikle hak ediyor!

Ve böylece ilk tarihi aşk kitabımın yorumunun da sonuna geldik. Çok talihsiz bir yorum oldu gerçekten. İkinci kez aynı cümleleri kurmaya çalışırken cümlelere aynı heyecanı, aynı ruhu katamadığıma eminim. Hani derler ya yemeğe sevgi katarsan güzel olur diye, bana kalırsa yazının da bir farkı yok. Heyecan katınca güzel oluyor, zorla yazılan yazılar ilkokul kompozisyonu gibi geliyor bana, kendini belli ediyor yani. Her neyse, yine de içimdeki beyaz ışığı tüketmeden yazabildiğim için umarım aynı heyecanı aktarabilmişimdir sizlere.

Fiyuu! (Bunu nasıl okursunuz bilemem. Bir rahatlama sesi gibi :P) Destan mı yazmışım yorum mu bilemedim. Bir sonraki yorumumda görüşmek üzere, hoşçakalıın! ^,^


Yazar: Julie Garwood   Yayınevi: Epsilon   Sayfa Sayısı: 478
Liste Fiyatı: 25 TL    GoodReads Puanı: 4,17

12 Ocak 2015 Pazartesi

Kitap Alışverişi #20 - İlk Tarihi Aşk Kitabım!


Merhaba merhaba merhaba herkese!! Vaaovv çok heyecanlıyıım! Çünkü hiç planda olmayan çok küçük bir kitap alışverişi yaptım ve önceki alışverişin uzun zaman boyunca yapacağım son alışveriş olacağını söylediğim için biraz suçluluk duysam da bunu görmezden gelerek halimden çok memnun olduğumu söyleyebilirim.

Dediğim gibi, bu olay kesinlikle plansız gerçekleşti. Babamla bir alışveriş merkezine gidelim dedik ve evden çıktık, gidip biraz takıldık, işimizi gücümüzü hallettik derken oradaki Ada Kitabevi'nin açık standını görünce bir uğrayalım dedik. Ona buna bakarken bir baktım Epsilon'un çoğu kitabı 11 TL! Bunların içerisinde genel olarak neredeyse bütün tarihi aşk kitapları ve Alacakaranlık Serisi de var :D Zaten bu aralar Kipa, Kiler tarzı marketlerde bile bir Epsilon fırsatı mutlaka oluyor, gidip bir göz atmanızı tavsiye ederim ;)

Ne zamandır tarihi-aşk türünü denemek istiyordum, gerçi ilk tercihim Düşler Krallığı idi fakat orada heyecandan -:(- bu iki kitabı elime aldım ve hangisiyle başlasam diye arada kaldım. Hangi kitabın daha çok önerildiğini unuttum ve babama sence hangisini alayım diye sordum. Önüne baktı, arkasına baktı, içine baktı, baktı da baktı ve Sır'ı seçti. Nedeni de benim sırrım olsun. -.-

Neyse işte o mu, bu mu derken bir bakmışım Sır kitaplığıma girmiş! Kitapla aramızda açıklanamaz bir çekim gücü oluştu, beş dakikada bir göz göze gelmeye başladık :D Aslında artık kitaplarımı bir listeye göre okuyorum (tabii, kesin uyarım ben de...) ama bir anlık boş anıma geldi ve içimdeki inanılmaz istekle Sır'a sarıldım. Sarıldım derken hunharca okumaya başladım. Ve pat! Bitirdim! Yorumum ise sınavlarım bitince gelecek gibi duruyor :) Hem bu süreçte kitabın üzerimde bıraktığı etki de yatışır ve daha objektif bir yorum yapabilirim.  

Kitabı okuyanlar varsa mutlaka yorumlarını bekliyorum. Spoiler'lı yorum yapanlar başında belirtirse sevinirim, okumayan arkadaşlar spoiler almasınlar :) Eh, o zaman kitap yorumunda görüşmek üzere diyorum, hoşça kalıın! ^,^

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...