31 Mayıs 2015 Pazar

KCBT 21. Blog Tur || Benim Uzak Yıldızım (Starbound #1) - Seri Bilgilendirmesi & Çekiliş

1. Benim Uzak Yıldızım


O GECENİN, DEVASA UZAY GEMİSİ İKARUS'TAKİ DİĞER GECELERDEN HİÇBİR FARKI YOKTUR. 

Ta ki o büyük felaket gerçekleşene ve İkarus yakınlardaki bir gezegene düşene dek. Elli bin yolcu kapasiteli gemiden yalnızca iki kişi kurtulmuştur: Evrenin en zengin adamının kızı Lilac LaRoux ve genç bir savaş kahramanı olan Binbaşı Tarver Merendsen.

Binbaşı Merendsen, Lilac gibi kızların insanın başına beladan başka bir şey getirmediklerini uzun zaman önce öğrenmiştir. Lilac da, Tarver’ın kendi iyiliği için, onu kendisinden uzak tutması gerektiğinin farkındadır. Ama ıssızlığın ortasında hayatta kalabilmek için birbirlerine ihtiyaçları vardır. Açlık, soğuk ve vahşi hayvanlara bir de Lilac’ın duyduğu fısıltılar eklenince birbirlerine güvenmekten başka çareleri kalmaz. 

Ne var ki çok geçmeden, onları birbirlerinin kollarına iten bu trajediden büyük bir aşk doğar. Artık kurtulup kendi gezegenlerinde bir ömür ayrı kalmaktansa düştükleri bu ıssız gezegende birlikte olmayı tercih ederler.

Ama her adımda onları takip eden gizemli fısıltıların ardındaki gerçeği öğrenmeleriyle her şey bir anda değişir. Lilac ile Tarver o gezegenden ayrılsalar bile artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.

Nefes kesen bilim kurgu üçlemesinin ilk kitabı, Benim Uzak Yıldızım, zaman ve mekân tanımayan sonsuz bir aşkın hikâyesi…


1,5. This Night So Dark


Tarver hâlâ Icarus'un düşüşünden 6 ay önceki, sivil araştırmacıları o acımasız paralı askerlerin elinden kurtardığı o gece ile ilgili kabuslar görüyor. Şimdi, o ve Lilac o gecenin anıları ile kazadan sonra ortaya çıkan gerçekleri bağdaştırmaya başlıyor.

İlk iki kitabın arasına köprü kuran kısa bir ara kitap. 2. kitap This Shattered World'ün giriş bölümünü de içeriyor.


2. This Shattered World


Starbound üçlemesinin 2. bölümünde kanlı bir savaşın iki ayrı tarafında olan yeni bir romantik çift anlatılıyor.

Jubilee Chase ve Flynn Cormac asla karşılaşmamalıydı.

Lee, terraforma uğramış gezegenin asi kolonisi ile çarpışmak için Avon'a yollanan özel kuvvetlerin kaptanı, fakat isyancılardan nefret etmek için kendine göre nedenleri de yok değil.

Asilik Flynn'in kanında var. Terraform şirketleri, gelecek nesiller için daha iyi bir hayat sözüyle, pek konuksever olmayan gezegenleri yaşanabilir hale getirmek için kolonicileri askere alarak, kendilerine servet yapıyorlar. Fakat Avon için bu "daha iyi bir hayat" sözlerini asla tutmadılar. Ve yıllar sonra, Flynn isyanın başına geçti.

Bu kanlı ve acımasız savaşta herhangi bir avantaj elde etmek için çaresiz olan Flynn, Lee ile yolları kesiştiğinde, kendisine en mantıklı gelen şeyi yaptı: Onu esir alarak üssüne götürdü. Fakat diğer asi arkadaşları sürekli sert sözler sarf eden ve sinirleri çelik gibi olan bu kızı infaz etmeye karar verdiğinde, Flynn hayatını sonsuza kadar değiştirecek bir seçim yapıyor. Lee ile birlikte, bu anlamsız savaşın iki tarafı arasında kalarak, asi üssünden kaçıyorlar.


3. Their Fractured Light

(Kapak henüz tamamlanmadı.)

Bir yıl önce, Jubilee Chase ve Flynn Cormac henüz pek ünlenmiş olmayan Avon Radyo Yayını'nı yaptılar. Bütün galaksiyi gezegenlerinin başına gelenlere şahit olmaya ve onları yok edilmekten korumaya davet ettiler. Bazıları Flynn'in deli olduğunu söyledi, diğerleri komplolarla ilgili söylentiler yaydı. Kimse gerçeği bilmiyordu. Bir yıl önce Tarver Merendsen ve Lilac Laroux korkunç bir kazadan kurtarılmıştı- şimdi ise kameraların önünde halka açık bir hayat ve tüm dünyanın gözlerinden uzak gizli bir hayat yaşıyorlar.

Şimdi, evrenin merkezindeki Corinth gezegeninde bu dörtlü, LaRoux Endüstrisi'ne karşı savaş açacak olan iki yeni oyucuyla çarpışmak üzere. Gideon Marchant, 18 yaşında bir hacker, bir başarı hikayesi ve şehri için savaşan bir savaşçı. Hilelerini aktif hale getirmek için tırmanacak, inecek ve başkalarının dokunmaya cesaret edemediği, en yüksek güvenlik duvarlarını geçip sisteme sızmak için kendine bir yol bulacak.

Sofia Queen'in öldürücü bir gülümsemesi var. Ve siz bu gülümsemenin etkisinden sıyrıldığınız anda kendinizi cüzdanınızı, arabanızı ve onun istediği herhangi bir şeyi ona vermiş olarak bulabilirsiniz. Sofia, babasının gizemli ölümünden LaRoux Endüstrileri'ni sorumlu tutuyor ve ne pahasına olursa olsun intikamını almak için gelecek.

LaRoux Endüstrileri'nde bir güvenlik duvarının ihlali, Gideon ve Sofia'nın kendi merkezlerini sızdırmak için ayrı ayrı yaptıkları girişimi kesintiye uğrattığında, kaçmak için birlikte çalışmak zorunda kalırlar. İkisinin de LaRoux Endüstrileri'ni devrimek için kendi sebepleri vardır ve ikisi de birbirine güvenmez. Fakat birlikte çalışmak, LaRoux Endüstrileri'nin çaresizce saklamaya çalıştığı sırlarını açığa çıkartmak için sahip oldukları en iyi şans olabilir.


ÇEKİLİŞ

a Rafflecopter giveaway
GO Kitap'ın katkılarıyla...

29 Mayıs 2015 Cuma

KCBT 21. Blog Tur || Benim Uzak Yıldızım (Starbound #1) - Kitap Yorumu & Çekiliş


O GECENİN, DEVASA UZAY GEMİSİ İKARUS'TAKİ DİĞER GECELERDEN HİÇBİR FARKI YOKTUR. 

Ta ki o büyük felaket gerçekleşene ve İkarus yakınlardaki bir gezegene düşene dek. Elli bin yolcu kapasiteli gemiden yalnızca iki kişi kurtulmuştur: Evrenin en zengin adamının kızı Lilac LaRoux ve genç bir savaş kahramanı olan Binbaşı Tarver Merendsen.

Binbaşı Merendsen, Lilac gibi kızların insanın başına beladan başka bir şey getirmediklerini uzun zaman önce öğrenmiştir. Lilac da, Tarver’ın kendi iyiliği için, onu kendisinden uzak tutması gerektiğinin farkındadır. Ama ıssızlığın ortasında hayatta kalabilmek için birbirlerine ihtiyaçları vardır. Açlık, soğuk ve vahşi hayvanlara bir de Lilac’ın duyduğu fısıltılar eklenince birbirlerine güvenmekten başka çareleri kalmaz. 

Ne var ki çok geçmeden, onları birbirlerinin kollarına iten bu trajediden büyük bir aşk doğar. Artık kurtulup kendi gezegenlerinde bir ömür ayrı kalmaktansa düştükleri bu ıssız gezegende birlikte olmayı tercih ederler.

Ama her adımda onları takip eden gizemli fısıltıların ardındaki gerçeği öğrenmeleriyle her şey bir anda değişir. Lilac ile Tarver o gezegenden ayrılsalar bile artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.

Nefes kesen bilim kurgu üçlemesinin ilk kitabı, Benim Uzak Yıldızım, zaman ve mekân tanımayan sonsuz bir aşkın hikâyesi…


Vay. Canına. Bu kitap kapağından daha güzeldi. Kapağının ne kadar güzel olduğunu düşünürsek kitabın muhteşemliği hakkında bir fikir edinmiş olursunuz en azından.

Kitaba başladığımda ilk sayfaları okuyunca "Klasik bir YA daha geliyor sanırım" diye düşünmüştüm. Ama sonra.. Yaşanan tüm o olaylar beni benden aldı ve bütün ön yargılarımı yerle bir etti. Kitap; olaysız, durağan kısımlarında bile kendini okutmayı öyle iyi başarıyor ki elimden bırakmakta zorlandım. Sınav zamanlarım olmasına rağmen 2-3 günde bitti.

Spoiler
Kitabın başından itibaren ilerleyişi harikaydı. Özellikle ilk 300-400 sayfa.. gerçekten inanılmazdı. Fakat o son da neydi öyle?! Sanki yazar(lar) bir an önce bitsin dermiş gibiydi. Ben daha o karakterlerden kopmaya hazır değildim. Bütün o hayalleri gerçekleşirken yanlarında olmak istiyordum. Kulağa ne kadar saçma geldiğinin farkındayım. Ama yine de keşke biraz daha uzatsalarmış. Kitap bitince öyle bir boşluğa düştüm ki. "Yani şimdi ben bir daha Tarver'ı göremeyecek miyim?" gibi bir duygu karmaşası yaşadım.

Zaten şu Lilac'ın ölümünden sonrası bende koptu resmen. Oraya kadar her şey günlük güneşlik fakat sonra olay öyle bir boyuta taşındı ki her sayfayı ağzım açık okumaya başladım. Kitapta bir yerden sonrası zaten tüylerimi diken diken etmeye başlamıştı ama sonra o fısıltıların gerçek halini öğrenmek vesaire beni şok etti. Bilimsel konuları es gecen bir klasik gençlik kitabı beklerken böyle gayet kaliteli düşünülmüş bir bilim-kurguyla karşılaşınca kitabın ne kadar harika olduğuna bir kez daha tanıklık ettim. Ah bir de o sonu öyle aceleyle bitmeseydi...

Böyle diyorum ama bu kitap sonuna rağmen favorilerim arasında. Ayrıca yine de 5 puan vermek geliyor içimden. Sonuna puan kıracak kadar takılmadım yani.
Spoiler sonu


Bilmeyenleri önceden uyarmalıyım ki serinin devam kitapları farklı karakterleri ele alıyor. Seri tanıtımı paylaşımını yaptığım zaman inceleyebilirsiniz yine. Ama kitabı bitirince nasıl olsa seri diye düşünmemeniz için bu uyarıyı yaptım. Bir bakıma üzücü aslında devamı olmaması. Ben bu karakterlere çok bağlanmıştım...

Tekrar tekrar görselliğe döndüğümün farkındayım ama elimde değil. Kitabın kapağı o kadar güzel ki! O ince yazılardaki kabartmalar da ayrı bir boyut katıyor o güzelliğe. Artık Go'nun mıknatıslı kapak tasarımı ve bir o kadar güzel ayraçlarından bahsetmeyi bırakacağım zaten. Bu saate kadar ne kadar bayıldığımı anlamamış olan yoktur sanırım.

Kitabın genel olarak ne üzerine kurulduğundan şöyle bir bahsetmek istiyordum aslında ama yine destana dönüşecek bu yorum. Kısaca gelecekte, insanlık gezegenleri yaşanabilir hale getirip başka gezegenlerde yaşamaya başladıkları zamanda iki karakterimizin bir uzay gemisi kazası sonrası yaşadıkları geçiyor bu kitapta. Yani çoğu kişi tarafından sanıldığı gibi uzaylı-insan ilişkisi vs. yok bu kitapta. Fantastikten çok bilim-kurgu tarzında diyebiliriz. Gerçekçiliği ise en muhteşem özelliği bence bu kitabın..

Kısacası ilginizi azıcık bile çektiyse veya sizin tarzınız olduğunu düşünüyorsanız beni dinleyin: Alın ve okuyun. Beğenmeseniz bile -ki şahsi düşüncem beğeneceginiz yönünde- devam etme zorunluluğunuz yok çünkü seri kitapları birbirinin devamı niteliğinde değil.

Rafflecopter, Facebook ve Instagram üzerindeki çekilişlerimize katılmayı unutmayın. Bol kitaplı haftasonları herkese, hoşça kalın! ^-^


Yazar: Amie Kaufman & Meagan Spooner    Çeviri: Ebru Sürmeli   Yayınevi: GO   Sayfa Sayısı: 520

Liste Fiyatı: 17 TL    GoodReads Puanı: 3,96



Çekiliş
a Rafflecopter giveaway

GO Kitap'ın katkılarıyla...

23 Mayıs 2015 Cumartesi

Biraz Müzik Biraz Ben || Etkinlik


Herkese merhaba! Yeni bir mim ile karşınızdayım. Beni mimleyen Atlantisli'nin Mekanı'na çok teşekkür ediyorum. Onun cevaplarına da buradan ulaşabilirsiniz. Yine çok uzatmadan sorulara geçiyorum ^^


1- Müzik denildiğinde aklınıza ilk gelen kelime nedir?

Duygular..

2) Hiç müzikten bıktığınız oldu mu? Ya da dinlemeye ara verdiğiniz?

Kendime bağlanabileceğim, yeni bir şarkı bulana kadar dinlemeye ara verdiğim oldu.

3) Hayatınız boyunca hayran olduğunuz bir ses sanatçısı oldu mu? Posterlerini odanıza astığınız, fan dediğimiz türden yani.

10 yaşımdan beri posteri odamda asılı olan Avril Lavigne var. Artık öyle "fanı" değilim ama bir nostalji etkisi var tabii ki..

4) Kitap okurken müzik dinler misiniz?

Bazen..

5- Çok klasik ama yine de sormak istiyorum. Sizin türünüz ne?

Neredeyse her türden sevdiğim şarkılar var. Ama benim türüm Indie & Alternative Rock sanırım.

6- Asla dinlemem dediğiniz bir tarz var mı?

"Asla, asla deme" demiş büyüklerimiz :P

7- Size "Bir şarkıcı olsanız kim olmak isterdiniz?" desem?

Lana Del Rey. Soru çok garipmiş, uzun uzun düşündüm..

8- İmkanınız olsa ülkemizde müzikle ilgili neyi veya neleri değiştirmek isterdiniz?

Çok genel olacak ama müzik türü. "Pop" adı altında hâlâ Arap tarzından sıyrılamadık..

9 - Bu şarkı benim dediğiniz bir şarkı var mı?

Çok var. Kafamdan bir kura çekiyorum ve Imagine Dragons - Bleeding Out diyorum. Dinlemekten içim şişmiş olsa da benim olsun :D

10- TV'lerde bol bol yayınlanan Talk Show programları hakkında ne düşünüyorsunuz? Özellikle sunucusunun ses sanatçısı olduğu programlardan bahsediyorum.

3 yıldır falan neredeyse hiç Tv izlemiyorum. İzlediklerim hakkında da kayda değer bir düşüncem yok.

11- Kim şarkı söylemesin sorusuna vereceğiniz ilk isim kimdir?

Aklıma bir isim gelmedi. Pek Türkçe dinlemiyorum ama bazı şarkılar bilsem buraya uzun bir liste yapabileceğime eminim..


Ben de şimdiye kadar yapmamış olan herkesi mimliyorum! Yaptıktan sonra bana da linkinizi atın ^^ İyi eğlenceler =)

19 Mayıs 2015 Salı

Benim Uzak Yıldızım (Starbound #1) - Ön Okuma


Merhabalar herkese! Bu postta sizinle yeni çıkan tur kitabımızın ön okumasını paylaşacaktım fakat kuru kalmasın diye yanına bir de şimdiye kadar okuduğum kısımdan biraz bahsedeyim dedim. Kitap dün elime ulaştı, bugün başladım ve yarısına geldim! Beklediğimden kat kat daha iyi, karakterlerimiz.. harika. Ve olaylar biraz da ürkütücü olmaya başladı. İlk başladığımda bu kadarını tahmin edemezdim ama şimdiye kadar soluksuz okudum, çok iyi ilerliyor. Ayrıca kapak o kadar güzel ki bakmaya kıyamıyorum, mıknatıslı olması da apayrı bir boyut katıyor zaten. Ayracı da özellikle hoşuma gitti :3 Bu kısa yazıdan sonra sizi ön okumayla baş başa bırakıyorum. İyi okumalar ^.^

17 Mayıs 2015 Pazar

Demir Kraliçe (Demir Periler #3) - Tanıtım & İnceleme


Yaz Biter. Buzlar Erir. İşte Geriye Kalanlar

Bittiğini sanmıştım. Perilerle geçirdiğim günlerin, vermem gereken zorlu kararların, sevdiklerim için yapmam gereken fedakârlıkların sona erdiğini düşünmüştüm. Bir fırtına yaklaşıyor ve kimsenin sağ çıkamayacağı kadar büyük bir çatışma beni çağırıyor. Bu sefer geri dönüşü olmayacak. 

Aşklarından vazgeçmeyerek Olurolmaz'dan sürülen Ash ve Meghan, fâni dünyada nasıl var olacaklarını düşünürken Demir Divan'da hak iddia eden bir sahte kral, Yaz ve Kış Divanları'nı yok etmeye karar vermiştir. Onu engelleyebilecek tek kişi hem Yaz hem Demir büyüsüne sahip olduğu halde ikisinden birini kullandığında güçsüz düşüp hastalanan Meghan'dır.

Demir zehri Olurolmaz'ı hızla yutarken peri ve insan melezi Meghan, hem eski yoldaşlarından yardım alacak hem de sahte krala karşı durmaya çalışan direnişçi Demir perilerle işbirliği yapacaktır. Tehlikelerin kol gezdiği Demir Diyar'da çaresizlik, kayıp ve büyük fedâkarlıklarla dolu bir mücadele onları beklemektedir.


Bir kitap daha bitti. Çok hüzünlüyüm... Çünkü sona yaklaşıyoruz. Bu seri bitmemeli. Ash'e veda etmek istemiyorum ;( 

Sınava yaklaştım, dersler yoğunlaştı derken kitap okumaya zaman bulamaz oldum. İlk başladığımda bu zaman kısıtlılığından, belki biraz da Meghan'a gıcık olmaya başladığımdan ağır ilerledi kitap. Ama sonra, hele o sonlara doğru gelişen olaylardan sonra fark ettim ki, bu kitap belki de serinin en kaliteli kitabı olabilir. Çünkü artık karakterimiz -keşke hiç olmasaydı ama- kazandığı tecrübelerle, daha olgun ve yetişkinlere yaraşır kararlar almaya başlıyor. Ya da ben öyle sanmıştım. Meghan'ın işleri saeec tek taraflı düşünme huyu var. Her ne kadar yazarı sevsem de bu kızın çok sığ bir karakter olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim. Grilere yer vermiyor hayatında hiç, siyah ya da beyaz, var ya da yok. 
Ya hep birlikteyiz, ya da asla birlikte olamayız. 
Bu görüşü sadece Ash için değil, çevresindeki her şey için. Beni sinir eden nokta da bu işte.

(Ash. Tamamen temsili.. Bir kere Ash'in gözleri buz mavisiydi-gümüş gibi bir şeydi.)

 Ama bunun dşında tüm bu yaşanan olaylar savaş, divanlar, sürgün olayı her şeye bayıldım. Grimalkin'e ba-yı-lı-yo-rum! Puck'tan ilk başlarda biraz soğusam da sonradan tekrar -hatta eskisinden de fazla- ısındım. Ve Gremlin'ler inanılmaz tatlılardı. Ustura en başta tabii ki. Arıza'dan da hoşlanıyorum evet. Ama hiç kimse -ya da hiçbir şey- Ash'in yerini tutamaz. Ash aklıma geldikçe çığlıklar atmak istiyorum. Her neyse, anlatmak istediğim Julie'nin karakter yaratış tarzı harika! Bütün karakterler... çok farklı. Meghan hariç tabii ki. Küçük ölümlü ergen böcek.

Kitabın sonlarına öyle odaklandım ki ilk 100 küsür sayfada olanları hiç hatırlamıyorum sanki. Ve oradan bahsetmeye hiç niyetim yok. Önemsiz küçük ayrıntılar :D Aslında yazmaya başlarsam kendimi frenleyemeyeceğimi düşündüğüm için hiç ayrıntılara ve spoiler olayına girmemeye karar verdim. Bazen diyecek çok şeyiniz vardır ama kelimelere dökemezsiniz. Peki.. benim kelimelere dökmemiş halim de bayağı bir uzun, kabul ediyorum. 

Her neyse, ben 3. kitabı okurken 4'ün çıkması iyi oldu. Hala meraktan deliriyorum ama en azından her an gidip alabileceğimi bilmemin verdiği bir sakinlik var. Ve bu sakinliğe dayanarak bu yorumu da burada sonlandırıyorum. Son bir not; Şahsi bilgisayarım -hâlâ- bozuk olduğu için internette neredeyse hiç aktif değilim. Bu nedenle yorumlarınıza cevap yazamadığım ve sıkça post paylaşamadığım için tekrar özür diliyorum. Herkese güzel günler diliyorum, hoşça kalıın!


Yazar: Julie Kagawa     Çeviri: Zeynep İyigün    Yayınevi: Pegasus    Sayfa Sayısı: 416
Liste Fiyatı: 25 TL    GoodReads Puanı: 4,26

3 Mayıs 2015 Pazar

Gölge Ateşi (Fever #5) - Tanıtım & İnceleme


Mac Kayla Lane, ablası Alina'yla birlikte evlatlık verilip İrlanda'yı bir daha dönmemek üzere terk ettiğinde küçük bir çocuktu. Yirmi yıl sonra Alina öldü ve Mac, ablasının katilini bulmak için İrlanda'ya dönmeye karar verdi. Doğaüstü güçlere sahip, lanetlenmiş bir soydan geldiğini keşfettikten sonra ise kendini esrarlı bir geçmişin içinde buldu. İnsanların, binlerce yıldır aralarında gizlenen ölümsüzlerle yaşadığı çatışmanın tam ortasında kalmıştı. Mac artık bir yandan acılarına göğüs germeye çalışırken, bir yandan da kendini dünyaları yaratma ve yok etme gücüne sahip bir büyü kitabı olan SinsarDubh'ı ele geçirmeye adamıştı.

Sinsar Dubh, Mac'i yüzüstü bırakıp sevdikleriyle arasında ölümcül bir patika oluşturduğunda ise avcı, artık av olmuştu. Mac artık kime güvenebileceğini kestiremiyordu. Sürekli rüyalarına giren o kadın kimdi? En önemlisi, bizzat Mac kimdi?
Şöyle bir durum var ki, bazı serilerde -ilk iki kitapta zaten daha yeni bir dünyayla tanıştığımız için yorum dolu dolu oluyor fakat sonraki kitapları bir sürü farklı duygu içerisinde okuyorsunuz ama yorum yapmaya gelince diyecek bir şey bulamıyorsunuz ya işte bu seri de aynen öyle. bu kitapta 780 küsür sayfa okudum fakat denecek bir kelime bile bulamıyorum. Tek bildiğim serinin bittiğine bir türlü inanamadığım.

Bütün o olaylar, kimlik karmaşaları, güçler, karanlıklar, ihanetler, iş birlikleri, açığa çıkan gizemler, sırlar...Kafamın içinde öyle bir karmaşa oluşturdu ki bırakın yorum yapmayı bütün bu olanları kabullenmeye bile gücüm kalmadı. Yazar resmen beynimin tüm parçalarını her sayfada azar azar tüketti ve geriye pek bir şey kalmadı.

Spoiler

Tüm sırlar çözüldü. Barrons'un ne olduğunu, ne sırrı olduğunu öğrendik ve... bir saniye. Hâlâ Barrons'un ne olduğunu ismen bilmiyoruz aslında her neyse. Bu sadece, bilemiyorum, Barrons'un sırrını -oğlu! (kimden?)- ben sevemedim. Yani hâlâ kabullenemiyorum. Başka bir çıkış yolu yok muydu? Ehlileştirilemez miydi? İçim o kadar acıdı ki, ve içim Barrons'a da acıdı -bu hiç normal değil.

Ve Al,na'nın ölümü, Sinsar Dubh'nun manastırdan kaçışı, Darroc ile ilgili olaylar vs. birçok mesele açığa kavuştu ve zor olsa da kabullendik ama V'lane?! Yoksa Cruce mu demeliyim? Hayır. İşte bunu kabullenemem. Daha önce de bahsettiğim gibi Team Barrons olabilirim ama V'lane'e karşı da büyük bir sempatim vardı. Ama, ama ne oldu? Hem de son sayfalarda! Nasıl olabilir ;( Bir yanım hâlâ bu işte bir yanlışlık olmasını bekliyor. Ama konu Fae olunca sanırım her türlü değişimi olduğu gibi kabullenmek gerekiyor.

Ve şu Dani'nin oğlan. Adı neydi? Hım, Dancer. Ne oldu o işe? Sanırım o da Iced'a kaldı. Ama ne ara tanıştılar ne ara görüştüler anlayamadık. Meraklıyım. Çok.

Ve şu MacKayla'nın Sinsar Dubh ile ilişkisini ve gölü öylece bırakıp gittiğine ve mutlu son-suzluk-a ulaştığına inanmamı beklemiyorsunuz heralde. Iced kimin ağzından, hangi olayla anşatılıyor hiç bilmiyorum ama bu "karanlık göl" meselesi tekrar gündeme gelmeli. Öylece kalamaz. Zaten kitap boyunca Mac'in geçirdiği kimlik karmaşası devrelerimi mahvetti. 

Ve en kritik nokta: Bayan Lane ve Barrons! O-M-G! Bunlar böyle kavuşunca sanki her şey çok hızlı olmuş gibi geldi. Biraz daha konuşma falan beklerdim yani. Ne bileyim. Sanki bunlar hiç doğru düzgün konuşup birbirlerini iğnelemeyincebir gariplik, soğukluk oldu. Ah, bilemiyorum. 
Spoiler Sonu

Hayatım boyunca bana en karmaşık hisler yaşatan kitap bu oldu sanırım. Ve beni kelimenin tam anlamıyla gerçeklikten kopardı. Iced için kafayı yer durumdayım. Ama önce uzun bir dinlenme ve sindirme dönemine ihtiyacım. İnsan bünyesi buna dayanmaz. En azından benimki dayanamaz, biliyorum.

Yani durum bu. Kitap bitti ve ben o andan beri nefesimi tutar gibiyim. Ve bunun etkisini atmak için sağlam bir kitap lazım bana. Karen, inanılmaz bir yazar -bunu her seferinde söylüyorum ve sonraki kitaplarda da umarım böyle söylemeye devam edeceğim. Bu seri inanılmazdı. Hayatımın serisi sayılabilir sanırım. Her etkilendiğim serinin ardından aynı şeyi söylemiyorumdur umarım. Sanki öyle bir deja vu hissine kapıldım da. Her neyse. 

Yine bir "kitaptan kalma" halinde olduğum için daha fazla uzatamayacağım. Sindirmem gereken çok şey var. Bir sonraki paylaşımda görüşmek üzere, hoşça kalın!
Yazar: Karen Marie Moning     Çeviri: Egemen Özkan    Yayınevi: Artemis    Sayfa Sayısı: 790
Liste Fiyatı: 29 TL    GoodReads Puanı: 4,53

1 Mayıs 2015 Cuma

Benim Uzak Yıldızım (Starbound #1) - Kitap Tanıtım


O GECENİN, DEVASA UZAY GEMİSİ İKARUS'TAKİ DİĞER GECELERDEN HİÇBİR FARKI YOKTUR. 

Ta ki o büyük felaket gerçekleşene ve İkarus yakınlardaki bir gezegene düşene dek. Elli bin yolcu kapasiteli gemiden yalnızca iki kişi kurtulmuştur: Evrenin en zengin adamının kızı Lilac LaRoux ve genç bir savaş kahramanı olan Binbaşı Tarver Merendsen.

Binbaşı Merendsen, Lilac gibi kızların insanın başına beladan başka bir şey getirmediklerini uzun zaman önce öğrenmiştir. Lilac da, Tarver’ın kendi iyiliği için, onu kendisinden uzak tutması gerektiğinin farkındadır. Ama ıssızlığın ortasında hayatta kalabilmek için birbirlerine ihtiyaçları vardır. Açlık, soğuk ve vahşi hayvanlara bir de Lilac’ın duyduğu fısıltılar eklenince birbirlerine güvenmekten başka çareleri kalmaz. 

Ne var ki çok geçmeden, onları birbirlerinin kollarına iten bu trajediden büyük bir aşk doğar. Artık kurtulup kendi gezegenlerinde bir ömür ayrı kalmaktansa düştükleri bu ıssız gezegende birlikte olmayı tercih ederler.

Ama her adımda onları takip eden gizemli fısıltıların ardındaki gerçeği öğrenmeleriyle her şey bir anda değişir. Lilac ile Tarver o gezegenden ayrılsalar bile artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.

Nefes kesen bilim kurgu üçlemesinin ilk kitabı, Benim Uzak Yıldızım, zaman ve mekân tanımayan sonsuz bir aşkın hikâyesi…


Yazar: Amie Kaufman & Meagan Spooner    Çeviri: Ebru Sürmeli   Yayınevi: GO   Sayfa Sayısı: 520

Liste Fiyatı: 17 TL    GoodReads Puanı: 3,96
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...