31 Temmuz 2016 Pazar

KCBT 28. Blog Tur || Poseidon Varisi (Of Poseidon #1) - Kitap Yorumu

Hayatının aşkından vazgeçebilir misin?

Emma ile tanışana kadar, herhangi birini öpmek aklının ucundan bile geçmemişti. Son zamanlarda ise, dudaklarında onun dudaklarını hissetmekten başka bir şey düşünemiyordu.Galen, balıklarla iletişim kurabilen bir kızı bulmak için karaya gönderilmiş bir Syrena prensiydi. Emma ile tanıştığında aralarında ikisini de sarsan, güçlü bir çekim oluştu. Aradığı kız o olabilir miydi?

Onunla vakit geçirdikçe, Galen aradığı kızın o olduğunu anlamıştı. Ama onun yeteneklerinin farkına varmasını sağlayabilecek miydi? Ve de en önemlisi, ona karşı hislerini bastırabilecek miydi? Emma krallığının anahtarı olabilirdi ama kalbinin anahtarı olması mümkün değildi.


 Evet arkadaşlar, an itibariyle karşınızda yeni reading-slumptan çıkış biletimiz bulunuyor. Poseidon Varisi'ni bu yıl okuduğum -az miktarda- kitabın en akıcısı ilan ediyorum. Akıcı olduğu kadar sarıyor da ayrıca. Sadece içeriğine şöyle bir göz atayım derken kitabı yarıladığım gerçeği beni gerçekten şaşırttı. 

İçerik olarak çok derin olmadığını, hatta birçok klişeyi de barındıracak şekilde yüzeysel olduğunu söyleyebilirim. Ama bir yandan da yeteri kadar tatmin ediciydi benim için. Beni reading-slumptan çıkardı diyorum, bana nasıl daha büyük bir iyilik yapabilir ki? Zaten çoğu kitabın bu kadar akıcı hale gelebilmesi için içeriğinin derinliğinden bir şeyler kaybetmesi gerekiyor sanırım. Çoğunun, diyorum çünkü az sayıda da olsa inanılmaz akıcı ve bir o kadar da etkileyici olan kitaplar var hepimizin bildiği. 

Genel içerikten çok fantastik içeriğe gelecek olursak.. Denizkızları.. Ups! Hayır. Kendilerine böyle hitap edilmesinden nefret eden Syrenalılar var kitapta fantastik öğre olarak. Su hayatı, çok sık karşılaşmadığımız bir fantastik dünya ve ben biraz da bu yüzden sömürerek okudum kitabı. Gerçekte, şekil değiştirenleri, vampirleri, melekleri, perileri çok seviyorum ama biraz değişikliğe ihityacım varmış. Özellikle de yüzgeçleri olan bir değişikliğe :D Bana nereden esti bilmiyorum ama biraz uzaylı kitaplarına benzetmediğimi söylersek de yalan olur gerçi. Fantastik öğeler açısından yine çok derin bir dünya yoktu ama kesinlikle beğenimi kazandığını söyleyebilirim. Böyle güzel farklılıklara nasıl hayır diyebilirim ki?



Karakterler için çok yorum yapmayacağım çünkü iyilerdi güzellerdi fakat klasik young-adult alışılmış karakterlerinin dışında pek bir orjinallikleri yoktu hatta kitap boyunca Galen'ın da Emma'nın da bazı davranışlarına 360 derece göz devirdiğimi itiraf etmeliyim. Kitabın sonunda göz devirmemi sağlayan en büyük şey ise kitabın sonunda ortaya çıkan 'büyük' sırrı daha başından tahmin etmiş ve kitabın sonunda aa inanamıyorum, doğru ya gibi şaşırma ifadeleri kullanamadığım için genelde serilerin heyecanlı biten ve diğer kitap için yalvartan sonlarında bu heyecanı yaşayamamış olmamdı.


Teknik detaylara gelince, basım kalitesi, cildi, hatta sayfa kalınlığı bile DEX'ten beklemeyeceğiniz kadar iyiydi bana kalırsa. DEX ilk ciltli kitabında yeterli bir başarıya ulaşmış bence ve son zamanlarda seri devamlarını çıkarmasıyla ve -bundan sonra da böyle devam edeceğini umuyorum- basım kalitesini artırmasıyla gözümde kaybettiği değeri yeniden yavaş da olsa kazanmaya başladığını söyleyebilirim.
    Bence yeterli bir Grom tasviri ;)

Şimdi gelgelelim en sıkıntılı kısıma ve en büyük eleştirime. Tüm okları üzülerek çeviriye yöneltiyorum. Özellikle gözüme batan kalıp 'sürekli' olarak "Amanallahımyarabbim" veya "Amantanrımyarabbim" kalıplarının -aynen bu şekilde- kullanılması. Bu nasıl bir tepki? Gözlerim kanadı! Hanig insan 'Aman Tanrım'ı ve 'Ya Rabbim'i aynı cümle içinde kullanır ki ayrıca. Ah, pardon konudan sapmayalım. Bunu günlük hayatında kullananlar olabilir fakat TDK'da yeri olduğunu hiç sanmıyorum. Yani tamam, günlük hayatta kullandığımız kalıplar da olacak tabii ki ama işi bu kadar ileri götürmeye gerek olduğunu hiç sanmıyorum. 
İlk gördüğümde gülüp geçtim ikincisinde bir "cık cık"ladım ama her sayfada aynı şeyi görmeye başlayınca neredeyse kitabı fırlatacaktım. O an tam kendinizi olay örgüsüne kaptırmışken Emma'nın bir anda böyle bir tepki vermesini hayal edemiyorsunuz. Bir anda akış bozuluyor kafanızda oluşan senaryo cam kırıkları gibi dağılıyor, olaydan kopuyorsunuz ve hemen arkasından sinirle karışık bir kahkaha atma isteği geliyor. Ciddiyim, sırada ne var şiveli çevirmeye mi başlanacak? 
Herneyse, şu kalıp beni özellikle çok rahatsız etti fakat tek sorun bu değildi; çeviride anlaşılmaz, olayın akışıyla alakasız sanki kelime kelime çevrilmiş gibi duran cümleler, akışa uymayan eğreti kalıplar vardı. Düzeltmesi gözden kaçan kısımlar da vardı. Cidden bu konuyu uzattığım için üzgünüm, gerçekten eleştirinin geliştirmeye katkısı olduğunu düşünmesem eleştirimde çeviriye olumsuz olarak yer vermem ama bu sefer yer vermemin yeterince gerekli olduğunu düşünüyorum. 
Gerçi işin aslı, bu durum kitabı okumamı zevksiz bir hale getirdi mi? Hayır. Sadece aralarda dikkatimi uyarıya gerek olduğunu düşüneceğim kadar dağıttı. Benim gibi okurken çeviriden çok etkilenen biriyseniz sizin de mutlaka fark edeceğinizi düşünüyorum.


Sonuç olarak fazlasıyla akıcı, çok etkileyici olmasa da vakit kaybı olmayacak kadar eğlenceli, bir de sıkıldığınız fantastik öğelerden uzaklaşıp sizi yeni -ve biraz da ıslak- bir dünyayla tanıştıracak bir kitap istiyorsanız, Poseidon Varisi size gönül rahatlığıyla önerebileceğim yegâne kitap olur. Bu arada yıl boyunca neler okudum gibi eski okuduklarımı hatırlayıp yorumlamamı gerektirecek zorlu bir tag'den sonra, bir kitabı okur okumaz yorumlamak kesinlikle ilaç gibi geldi. Ve işte, Kitap Canavarları ile yaptığımız bir tur yorumumun daha sonuna geldik. Instagram üzerinden yaptığımız çekilişe katılmayı da unutmayın. 

Herkese keyifli okumalar, hoşça kalın!


Yayınevi: DEX     Yazar: Anna Banks     Sayfa Sayısı: 348

GoodReads Puanı: 4,05    Çevirmen: Melis Tarhun Soyer     Basım Tarihi: Temmuz 2016

23 Temmuz 2016 Cumartesi

Alacakaranlık (Twilight #1) - Kitap Yorumu || #YılBoyuncaNelerOkudum


Üç şeyden emindim. Birincisi Edward bir vampirdi. İkincisi, ne kadar baskın olduğunu bilemesem de onun bu vampir yanı kanıma susamıştı. Üçüncüsü ise, koşulsuz ve geri dönülemez bir şekilde ona âşık olmuştum.

İsabella Swan Washington'ın, yağmurun hiç dinmediği küçük kasabası Forks'a taşınır. Bu şimdiye kadar aldığı en sıkıcı karar gibi görünmektedir. Fakat gizemli ve çekici Edward'la tanışması hayatını heyecanlı ve tüyler ürpertici bir hâle sokar. Edward şimdiye kadar, içinde yaşadığı küçük toplulukta vampir kimliğini saklayabilmiştir. Ancak artık kimse güvende değildir, özellikle Edward'ın en çok değer verdiği insan olan Isabella.. İki sevgili kendilerini tutku ve tehlike arasında dengede duran bir bıçağın en keskin noktasında bulur.


Herkese tekrar merhaba! Bugün karşınızda YGS sınavından 1-2 gün önce okuduğum Alacakaranlık yorumu var. Bu kitabın yorumunu aylar önce yazıp GoodReads'te paylaşmışım hatta çoktan okuyanlarınız olmuş bile! Neden bloga koymadığım sorusu ise hâlâ merak konusu.. Neyse, geç olsun güç olmasın diyorum ve sizi yorumumla başbaşa bırakıyorum :)

"Evet, evet üzerime gelmeyin. Kitabını yeni okuyorum. Eh, ne yapalım YGS dönemine nasipmiş.

Filmden ve bütün o "Alacakaranlık klişesi" fikrinden bağımsız olarak değerlendireceğim bu kitabı. En azından elimden geldiğince. Sanırım filmini 7. sınıfta falan izlemiştim. Başroldeki oyunculardan hoşlanmamama rağmen filme bayılmıştım, o dönemde birçok yaşıtım gibi uzunca bir süre etkisinden çıkamadığımı hatırlıyorum. O zamanlar filmini izlemek yerine kitabı okusam, üzerimde yine aynı etkiyi hatta iki mislini bırakırdı sanırım.

Kıyaslamayla gideceğim çünkü eh, malum filmi daha önce izlediğim için kitabı okurken de sürekli kafamda kıyaslamalar yapıp durdum. Bir kere karakterler kesinlikle filmdekinden iyi. Filmdeki gibi soluk ruhlu, bayık, cansız değiller. Tam tersine esprili ve -tabiri caizse- daha canlı buldum karakterleri. Yalnız Jacob'ın 15 yaşında olması beni biraz rahatsız etmedi değil. Filmde geçiyorsa da -ki sanırım geçiyordu- dikkat etmediğim bir ayrıntı olsa gerek. Ayrıca nasıl başardım bilmiyorum ama kitabı okurken aklımdaki karakterler yine benim yarattıklarımdı, filmindeki karakterlerle oynamadı zihnimdeki sahneler ve bu beni gerçekten rahatlattı.

Filmini izlediğim için sıkılabileceğim düşüncesiyle başlamıştım ayrıca, fakat kitabın akıcılığı benim bir an olsun sıkılmama izin vermedi -ki bu benim için bayağı önemliydi.

Lafı daha çook uzatabilirim fakat senaryo ile kurgu çoğunlukla aynı olduğu için sanki bu kurguyu daha yeni öğrenmişim gibi yorum yapmamın bir manası olmadığına karar verdim. Bu seriye çok bağlı falan değilim aslında fakat gerçekten seviyorum çünkü benim için fazlasıyla nostaljik bir yanı var. Klişelere konu olması da beni rahatsız etmek yerine eğlendiriyor bu yüzden. Young-adult paranormal türün en şirin klasiklerinden bile diyebilirim. Bundan birkaç yıl önce, filmini izlemeden okusam sanırım hayatımın üzerinde devasa bir etkisi olurdu.. (bkz. Hush Hush) Bu yüzden doğru yaşlarda okunursa gerçekten zevk alınabilecek bir kitap olduğunu düşünüyorum. Ayrıca hadi ama gençler, seksi vampirlere kim hayır diyebilir ki? ;)

Forever vamps,
14/03/2016                                                                                                         -Nora    "



Yayınevi: Epsilon     Yazar: Stephenie Meyer     Sayfa Sayısı: 400

GoodReads Puanı: 3,56    Çevirmen: Hüseyin Baran



13 Temmuz 2016 Çarşamba

Bıçak Sırtı (Mara Dyer #2) - Kitap Yorumu || #YılBoyuncaNelerOkudum


Mara Dyer bir zamanlar geçmişinden kaçabileceğini sanıyordu.
 Ama kaçamayacaktı. 

Sorunları kendi kafasında yarattığını düşünüyordu. 
Ama yanılıyordu. 

Yaşadığı onca şeyden sonra, sevdiği çocuğun artık sır saklayamayacağına inanıyordu. 
Ama aldanıyordu. 

Gerçekler ortaya çıkmaya ve seçimler ölümcül sonuçlar doğurmaya başladığında Mara bu karmaşadan aklını yitirmeden çıkmayı başarabilecek mi?


Herkese merhaba! Bundan 6-7 ay önce okuduğum Bıçak Sırtı yorumu ile sizlerleyim. İşte kitabı ilk okuduğumda not aldığım görüşlerim:

"Bir kez daha: Vay Canına!

İlk kitaptan daha iyi olamaz diyordum.
Ama yanılmışım.

İlk kitabı unuttuğum için fazla zevk almam diyordum.
Ama aldanmışım. :D

Şakası bir yana, gerçekten beklentilerimi fazlasıyla karşıladı. Ve beklentilerimin çok yüksek olduğu düşünülürse... Evet bu cümleyi tamamlamaya şu an üşendim. Aklım 3. kitapta. Demek istediğim... o sonda neydi öyle Allah aşkına? Sanki bütün sırlar açığa çıkmış ama aslında çıkmamış gibi. Yani bildiğimiz 'ölüm gibi bir şeydi ama kimse ölmedi' mevzusu. Etkisinden ne zaman çıkmayı barabileceğim merak konusu..."

Şimdi geriye dönüp bakınca kitap hakkında hatırladığım tek şey.. Son sahneler? Sanırım? Üzerinden bu kadar ay geçtiği için olsa gerek aklımda birkaç flashback dışında hiçbir şey kalmamış. Bir de bu kitapta Noah ile yıldızlarımızın barışmaya başladığını hatırlar gibiyim. Bu akılda kalmama mevzusunu bir eksi olarak mı değerlendiriyorum? Hayır. Kitabı okurken ne kadar sürükleyici olduğunu ve ne kadar zevk aldığımı hatırlıyorum. Ki böyle seri kitaplarında genelde araya zaman alınca hep unutuyorum zaten. Görünen o ki bu yorumda ilk görüşlerimden fazlası yer alamayacak. Bir an önce 3. kitaba pençelerimi geçirebilmek dileğiyle.. Hoşça kalın!!


Yayınevi: Pegasus     Yazar: Michelle Hodkin     Sayfa Sayısı: 488

GoodReads Puanı: 4.35    Çevirmen: Dilan Toplu


8 Temmuz 2016 Cuma

Yolun Sonundaki Okyanus - Kitap Yorumu || #YılBoyuncaNelerOkudum


Bir kelebeğin kanatları kadar narin ve hüzünlü.
Karanlıktaki bir bıçak kadar tehditkâr ve korku verici.

Neil Gaiman, sarsıcı eseri Yolun Sonundaki Okyanusta, insanı insan yapan tüm duyguları ortaya çıkarmakla kalmayıp, okurlarını onları çevreleyen karanlıklardan korunmaları için geçmişin sığınağına davet ediyor.

Hikâye, kahramanımızın çocukluğuna dönmesi ve evinin yanındaki gölün aslında bir okyanus olduğunu iddia eden Lettie Hempstocka dair anılarının canlanmasıyla başlıyor. Bu andan sonra; küçük bir çocuğun fazlasıyla ürkütücü, garip ve tehlikelerle dolu geçmişine doğru bir kapı açılıyor.

Artık, yolun sonunda neyle karşılaşacağını kahramanımız da bilmiyor… 


Herkese yeniden merhaba! Yıl boyunca okuduğum ve yorumunu yazmaya vakit bulamadığım kitaplardan ilkiyle beraberiz: Yolun Sonundaki Okyanus. İlk olarak kitap hakkında Goodreads'e girdiğim ilk görüşü sizinle paylaşıp sonra hatırlayabildiklerimden
yola çıkarak yoruma devam edeceğim.

Kitabı ilk bitirdiğimde hissettiklerim :
"Sarsıcı, mistik ve biraz da tüyler ürpertici. Sanırım benim kitap hakkındaki yegâne görüşüm bu oldu. Neil Gaiman'dan okuduğum ilk kitaptı ve son olmayacağına garanti verebilirim. Başrol 7 yaşında olmasına rağmen kitap; dili ve orijinal karakterleri -cidden, karakterler bir harika- sayesinde çocuksu olmaktan çok uzak. Edebi bir fantazya ve beklediğimden çok daha farklı, belki de çok daha fazlasıydı. Beklentimin aksine oldukça da akıcı buldum ve bir o kadar da etkilendiğimi de belirtmeliyim."
şeklindeymiş.

Bilirsiniz bazı kitaplar, ilk okuduğunuzda sizi inanılmaz etkiler fakat üzerinden zaman geçtikçe bu etki gittikçe daha çok söner. Konu fantastik olunca bu benim birçok kitapta veya seride yaşadığım bir olaydı aslında. Fakat Yolun Sonundaki Okyanus bir şekilde, hiçbir zaman ilk bıraktığı etkiyi yitirmedi zihnimde. Kitabın adı her geçtiğinde ilk okuyuşumda hissettiğim ürpertiyi hissediyorum.

Gerçekten, Neil Gaiman'ın dilinin büyülü olduğuna inanabilirim. Kelimeleri öyle bir araya getiriyor ki her cümlesinden akan duyguları hissediyorsunuz. Eh, Yolun Sonundaki Okyanus için bu his genelde ürperti oldu benim için. Ve gizem. Sonunda soru işareti bırakan kitaplara alerjim olduğunu düşünmeme rağmen, tamamı büyük bir soru işareti olan bu kitap beni o kadar etkisi altına aldı ki.. Tabii ki benim tarzım da değişmiş olabilir ama ben yine de bu konuda Gaiman'ın dilindeki büyünün bir payı olduğuna inanıyorum. Tabii bu konuda çevirmenin de büyük bir payı olduğunu belirtmeden geçemem.

Teknik meselelerden çok ufak bahsedecek olursam.. Akıcılık konusunda harika diyemezdim. Bir yandan geçmediğini düşünüp bir yandan bitmesin istemiştim. Normal kriterlerin çok dışında bir fantazya, bu yüzden ne konuda yorum yapacak olsam arkasına bir ama/fakat eklemek durumunda kalıyorum.

Sanırım hiçbir yorum, kitabı ilk okuduğumuzda hissettiklerimiz ile yazdıklarımızın yanından geçemiyor. Gerçi kısa bir kitap olmasına rağmen devasa bir yorum yazsam yeri olurdu bu kitap için ama yine de tadı daha fazla kaçmadan bırakacağım sanırım. Bir sonraki "Yıl Boyunca Neler Okudum" yorumunda görüşmek üzere.. Hoşça kalın!



Yayınevi: İthaki     Yazar: Neil Gaiman     Sayfa Sayısı: 177

GoodReads Puanı: 3,98    Çevirmen: Zeynep Heyzen Ateş


5 Temmuz 2016 Salı

Fangirl - Kitap Yorumu || #YılBoyuncaNelerOkudum


Gerçek ve düş arasında sıkışmış hayalperest bir genç kız...
Bir elmanın iki yarısıyken farklı hayatlara savrulan iki kardeş

Cath bir Simon Snow hayranıdır.
Öyle ya, tüm dünya Simon Snow hayranıdır...
Ancak bu Cath için bir hayat felsefesidir ve o takipçi olma konusunda çok iyidir. İkiz kız kardeşi Wren'le çocukluklarından beri Simon Snow kitaplarını defalarca okumaktan, hayran kurgusu yazmaya kadar, kendilerini seriye adamış, annelerini kaybetmelerini de ancak bu şekilde atlatabilmişlerdir. Büyüdükçe Wren'in hayranlığı azalsa da Cath'in vazgeçmeye niyeti yoktur.

Üniversiteye gidecekleri sırada Wren, onunla aynı odada kalmak istemediğini söyleyince Cath kendi rahat dünyasının tamamen dışında, bir başına kalır. Son derece utangaç olan Cath, kendini yazdığı hayran kurgusuna kaptırmıştır. Hikâyesinde her zaman ne diyeceğini gayet iyi bilmekte ve gerçek hayatta hiç tecrübe etmediği romantizmi öyküsüne yansıtabilmektedir. Wren elinden tutmadan da Cath her şeyin üstesinden gelebilecek midir? Kendi hayatına başlamaya gerçekten hazır mıdır? Ya kendi hikâyelerini yazmaya?..

En önemlisi de Simon Snow sevdasını geride bırakma pahasına yola devam etmeyi istemekte midir?


Merhabalar herkese! Geri dönüşümün ilk yorumuyla ve yazın okuduğum ilk kitapla sizlerleyim! Fangirl; sakin başlayan, hafif dalgalanmalarla devam eden, yine sakin biten bir kitaptı benim için. Beklediğimin çok aksine.. Karşılaştırma taraftarı değilim ama yazarın diğer kitabı Eleanor&Park'tan sonra ve kitap hakkındaki yüzlerce olumlu yorumu duyduktan sonra çok daha eğlenceli bir kitap beklemiştim. Onun yerine çok durgun bir kitap karşıladı beni. Akıcılığıyla ilgili bir sorunum olmadı, ne çok akıcı, ne çok sıkıcıydı.

İçeriği benim kitaba bakış açım için en büyük artı oldu sanırım. Üniversiteye yeni başlayan ve bunun endişesini taşıyan, en sevdiği seriyle ilgili hayran kurgusu yazmaya bayılan ve bu işte oldukça başarılı olan bir kız Cath. Üniversite endişesi üzerine ruhunun yarısı olan kardeşinin ondan uzaklaşması üzerine iyice içine kapanması.. Bir yandan da beni hayal kırıklığına uğratan kısım buydu; tüm kitap boyunca Cath'in asosyalliğini, içine kapanıklığını okuduk sanki. Sanırım ben başrol olarak eğlenceli kişilikleri sevenlerdenim, o yüzden biraz daralttı bu kitap beni.

Bir yandan da gelen Simon Snow hikayeleri var. Bana kalırsa tam anlamıyla Harry Potter türevi bir kitap serisi ve Cath'in hayatının yüzde sekseni bu seri etrafında dönüyor. Her bölümün başında seriden bir kısım alıntı olarak veriliyor. Bazı kısımlarda kitabın akışını kestiği için okumayıp geçesim gelmedi değil ama işin doğrusu, sadece gösterilen kısımlarda bile Simon Snow serisine bayıldım! Rainbow Rowell bu Fangirl için uyarladığı seriyi kesinlikle yazıya geçirmeli. 

Fangirl'ü gerçekten çok beğenmeyi umarak okudum. Fakat kurgu çok dümdüzdü, kitaba heyecan katan tek kısım Simon Snow kısımlarıydı sanırım. Sadece kitabın sonlarına doğru her şey üst üste geliyor tarzı bir olay oldu ve o kısımda gerçekten heyecanlandım, beğeneceğim kısımlar yaklaşıyor diye düşündüm fakat sonra kurgu yeniden söndü ve dalgalanmalar yerini yine boş bir düzlüğe bıraktı.

Ve ben yine beni hayal kırıklığına uğratan bir kitabı bu kadar yerdim fakat aslına bakarsanız kitap bittiğinde içimde yine o tanıdık boşluk hissi oluştu. Sanki devam etse yine okumayı bırakmazmışım gibi. Ki muhtemelen bu doğru, kitabın bir şekilde okuru kendine bağlayan bir yanı var. Bunu karakterlerin gerçekçiliğine de bağlayabilirim, roman içindeki roman olan Simon Snow serisine bayılmama da.. 

Sanırım bu yorumda spoiler kısmına hiç girmeyeceğim. Çünkü muhtemelen bayat bir şekilde karakter analizi yaparak olaylar hakkında iyiydi, kötüydü diyeceğim. Sanırım bu kısmı okumaya karar verenlere bıraksam daha iyi olacak. Rainbow, seni gerçekten seviyorum fakat belki de Fangirl'ü Eleanor&Park'tan önce okumalıydım, beklentileri yükseltmemek açısından... Fangirl hakkındaki görüşlerinizi benimle paylaşmayı unutmayın =) Bir sonraki yorumda görüşmek üzere, hoşça kalıın!


Yazar: Rainbow Rowell    Yayınevi: Pegasus   Sayfa Sayısı: 416

Liste Fiyatı: 35 TL    GoodReads Puanı: 4,15

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...